Musa Anter
KERKÜK KAN AĞLIYORMUŞ
Musa Anter
Yaşar Kaya
Sayın Erdoğan, gelecek bizimdir
Yaşar Kaya
İsmail Beşikçi
Öcalan niye devlet istemiyor!
İsmail Beşikçi
Hasan Bildirici
Diyarbakır adayı
Hasan Bildirici
Aydın Dere
Kapitalizm ve iktidar olgusu
Aydın Dere
         
.:  Anasayfa |  Yazarlar |  Arşiv |  İletişim |  Künye |  Ana Sayfam Yap |  Sitene Ekle  :.

   ANASAYFA
   GÜNCEL
   SİYASET
   KÜRDİSTAN
   DÜNYA
   KADIN
   YAŞAM
   KÜLTÜR-SANAT
   EKONOMİ
   TEKNOLOJİ
   SPOR
   MİZAH
   KURDÎ
   MEDYADAN
   OKUR KÖŞESİ

Çiroken Klasik



www.kurdistan-post.org
Üye(ler) Çevrimiçi: 0
Misafir(ler) Çevrimiçi: 68

Lütfen buradan kayıt yaptırınız. Kayıtlı olmanız halinde sitenin tüm bölümlerini kullanabilirsiniz.
 
 
SERRA YILMAZ: MUHALEFET YOK
Posted on Pazar, 17. Ağustos 2008
Topic: Kültür-Sanat
 “Benim gibi düşünmüyorsun sen ölmelisin” diyor. Özeti bu. Bu 12 Eylül’den çok daha öncesine gidiyor. 12 Eylül netice itibariyle bir çeşit billurlaşması, yoğunlaşmasıdır bu olanların. Çok daha önce başlamış bir takım politikalar var. 6-7 Eylül olaylarını düşünün, 1954’de oldu. Bir takım şeylerin kökleri çok daha eskiye dayanıyor.

SERRA YILMAZ: İYİMSER OLMAMI GEREKTİRECEK MUHALEFET YOK/ Birgun

 

 

Sanat hayatında sesiyle, oyunculuğuyla ve fikriyle bir duayen oldu. Rahat tavırları ve samimi yaklaşımıyla içtenliğini kanıtladı. Ferzan Özpetek filmlerinin kahramanı desek, siz de Serra Yılmaz diyeceksiniz. Sanat hayatına Şehir Tiyatroları"nda başlayan Yılmaz, Fransa’da Université de Caen, psikoloji bölümünden mezun oldu. Dostlar Tiyatrosu’nda yer aldı. ‘Parmaklıklar Ardında’ adlı diziyle herkesin Hayriye ablası oldu Serra Yılmaz. Yıllar önce Papa 16. Benedict’in Türkiye ziyaretinde çeviri yapmasıyla göze battı. Çok konuşuldu ama Yılmaz için sıradan bir işti. “Ben işimi yaptım” diyor sohbetimiz sırasında. Bir pazar söyleşisi için Cihangir’deki evine konuk oluyoruz. Yüzündeki gülümsemesi bir an eksik olmuyor Serra Yılmaz’ın. “Şak şakçı bir sanattan yana değilim. Sanat zaten aykırılık, uyumsuzluktur.” diyor biraz öfkeli biraz da sitemli.

 

» Türkiye’den birçok kişi sizin yurt dışında yaşadığınızı sanıyor. Aslında hiç yaşamadınız değil mi?

Yurt dışında hiç yaşamadım, bu çok yerleşmiş bir ön yargı aslında. Herkes yurtdışında yaşadığımı zannediyor haklısınız. Ben de de sürekli olarak yaşamadığımı söylüyorum. Bence birçok kişi “eğer ben de imkânlar olsaydı ben de yaşardım” gibi alttan alta bir ön yargı taşıyor ve dolayısıyla da böyle düşünüyor.

 

» Eğitiminizi Fransa’da yaptınız ama...

Evet ben bütün eğitimimi Fransızca yaptım. İtalya’da kalmadım zaten. Fransa da kaldım.

 

» Tercihinizi Fransa’dan yana neden kullanmadınız?

Ulus devlet lafıyla açıklamayayım, Türkiye değil de İstanbul farklı benim için. İstanbul’u seviyorum.

 

» Gelelim sinemaya, siz yıllarınızı bu işe verdiniz. Ekranda, sinemada bilindik bir karaktersiniz. Eski sinema geleneği bugün yerini koruyamadı. Elbette değişime ayak uydurdu ama bir takım değerleri de yok ettiğini düşünüyor musunuz bu değişimin?

 

Dünya değişiyor sinema da değişecek. Sinemanın İtalyan neo-liberalizminin bugün olması mümkün değil. Yılmaz Güney sineması dediğimiz şey İtalyan Neo-liberalizmini taşıyan bir şeydi. Daha gerçekçi, kendi toplumsal sorunlarına eğilen bir sinema vardı. Tabii Türkiye o dönemlerde kırsal bir ülke olduğu için kırsal kesimin sorunları ekrana yansıyordu. Oluşmamış bir burjuvazinin batı kopyası bir takım hikâyeler de vardı bu ayrı bir şey ama sinema da ister istemez o günden bugüne değişim gösterdi. Ama bugün hâlâ yani benzer demeyeceğim ama bu tür kaygıları olan bir sürü filmler de var. Yok sayamayız.

» Bir hayli az...

 

Zaten Türkiye’de kaç tane film yapılıyor ki?

» Son yıllarda bir patlama yaşandı gibi... Türk sineması adından bir hayli söz ettirdi...

Sayısal olarak prodüksiyonda çok büyük bir artış yok. Seyircinin niteliği değişiyor sadece. Seyirci Türk filmine gider oluyor, en büyük gişe hasılatı Türk filmleri oluyor ve yabancı filmler dahi çok hasılat elde etmiyor.

 

» Neye bağlıyorsunuz?

Birincisi ulusal sinema merkezi yok, sinemayı doğrudan destekleyici, -önemli düzeyde destekleyici- yani bir film bugün bilmem kaç milyara yapılıyorsa sizde tutup 10 milyon veriyorsanız filmciye bu bir destek değil. Bu neredeyse bir sadaka. Netice itibariyle gerçek anlamda destek veren bir kurumun olmaması, mesleğin örgütlü olmaması, teknik ekip için söylüyorum çünkü ilk önce örgütlenen teknik kadrolardır, oyuncular dünyanın hiçbir yerinde doğru dürüst örgütlenip ağırlığını koyamamışlardır, çünkü çok bireyciler. Bir çok şeyi birbirine açıklamaktan da çekinirler. Hiç kimse aldığı parayı ötekine söylemek istemez. Genelde sinema da teknik ekibin kazanımlarından yararlanır oyuncular. Ama böyle bir durum söz konusu değil tabii. Türkiye’de hâlâ orman kanunları geçerli, bir sürü şey de olduğu gibi. Yani Tuzla tersanesinde olanlara baktığınızda trajik olan durum aslında bu toplumun ne açıda olduğunun bir özeti. Tersanede o düzeyde olan toplum sinemada da bu düzeyde. Buna çok şaşırmamak gerekiyor.

 

» Tüm bunları düzeltmek içinde gayret yok galiba..

Yok, kimsenin öyle bir derdi de yok. Bir şeyleri değiştirmek için sanatçıların çok fazla örgütlü olması da gerekmiyor. Sanatçı netice itibariyle toplumun eleştirel bakışı olmakla yükümlü. Bunu örgütlü olmadan da yapabilirsiniz. Duruşunuzla yaparsınız, ifade edersiniz. İlla oyuncuların bir sendikada olması gerekmez. Öyle bir duyarlılığı varsa bireysel olarak da bir yerde kalabilir.  Kaldı ki az önce söylediğim gibi zor, sanatçıları örgütlemek.

 

» Bir sinema oyuncusu olarak dizilerde görüyoruz sizi. Özellikle de sosyal içerikli filmlerde... Dizilere hangi pencereden bakıyorsunuz?

Sadece para kaynağı olsaydı seçici olmazdım. Yani dizi yapacağım diye düşündüğümde yapacağım dizininde farklı olmasını isterim. ‘Parmaklılıklar Ardında’ gerçekten bugüne kadar yapılan tekliflerden farklı bir senaryoydu, senaryoyu beğendim ve kabul etim.

 

» ‘Parmaklıklar Ardında’ aslında Türkiye’nin cezaevi koşullarını bir yanıyla gösteriyor. Gardiyanların ve polisin yaklaşımı açıkça veriliyor. Sizi şaşırtan durum oldu mu hiç?

 

Beni hayrete düşüren şeyler oldu tabii. Bunlardan biri çok izleyici olmasına rağmen dizide olan hiçbir şey bir tartışma yaratmadı. Mesela ben ötanazi yaptığı için hapishanede olan bir hemşireyi oynuyorum, insanlar seyrediyorlar sadece. Bazı şeylerin tepki uyandıracağını zannediyordum ama bizdeki toplum çok tuhaf. İnsanların nerede alınacağını ve nerede alınmayacağını anlamak mümkün değil. Mesela ‘Hamam’ filminden sonra hamamcılar ayaklandı. “Biz eşcinsel değiliz” diye. ‘Doktor Erol Bey’ diye bir klip vardı, hemşireler oynuyordu. O zaman da hemşireler ayaklandı. Böyle tuhaf bir üstüne alınma, alınganlık ruhu var. Bende bu dizide de, hapishanede olanlardan gardiyanlar ve polisler üstüne alınsınlar istiyorum. Ama hiç kimse üstüne alınmadı ya da bu normal düzendir diye algıladı.

 

» Sokakta da mı karşılaşmadınız peki tepkilerle?

 

Ben Eminönü’nde çekim yaparken bir tane genç adam yaklaştı. Dedi ki “sizin diziyi izliyorum, bende Bayrampaşa’da jandarmaydım.” Ben de eyvah şimdi eleştirecek, biz bu kadar kötü değiliz diye düşündüm. Ama “çok beğeniyoruz diziyi” dedi ve gitti. Kabulleniyorlar. Evet insanlar hapishanede eziyet görürler, dayak yerler, bu hiç tepki uyandırmadı. Ben olsaydım tepkimi gösterirdim. Ben gardiyanım, infaz memuruyum böyle mi davranıyorum mahkûmlara demiyor. Bu gayet kabul edilen bir şey demek ki.

 

» Alışılmışlık sanırım...

Korkarım ki öyle. En kötü olan şey şu: İçselleşiyor. Mesela yan kesici, yan kesicilik yapmaya başladığında kural olarak karakola düştüğünde dayak yiyeceğini biliyor ve bunu kabullendiğinden dayak da yese, falakaya da yatırılsa bunun için ayrıca bir talep de bulunmuyor. Neredeyse mesleğin bir parçası gibi görüyor dayak atanları. Bu kadar içselleşmiş olması zaten korkunç.

 

» Bu içselleştirme nereye doğru götürüyor?

 

İyi bir yere götürmediği belli. Zaten sindirilmiş bir toplum bizim ülkemiz. Çok tepki veren bir toplum hiç olmadı. Çok sindirilmiş... Çok rahatsız edici şeyler olmadığı sürece gayet rahatlar.

 

» Bir yanda tepkisizlik bir yandan da tahammülsüzlük var ama...

 

Bu birbiriyle çelişkili şeyler değil.  En azından ben çeliştiğini düşünmüyorum. Bütün farklılıklara düşman bizim ülkemizdeki toplum. Sanıyorum o anlamda Osmanlı da bir farklılık var. Osmanlı’dan geçiş çok tuhaf bir geçiş olduğundan bu kadar milliyetçi, tahammülsüz ve farklılıkları kabul etmeyen bir toplum olduk. “Benim gibi düşünmüyorsun sen ölmelisin” diyor. Özeti bu. Bu 12 Eylül’den çok daha öncesine gidiyor. 12 Eylül netice itibariyle bir çeşit billurlaşması, yoğunlaşmasıdır bu olanların. Çok daha önce başlamış bir takım politikalar var. 6-7 Eylül olaylarını düşünün, 1954’de oldu. Bir takım şeylerin kökleri çok daha eskiye dayanıyor.

 

» Peki bugün?

 

Dünya açısından umutlu değilim. Ne toplumsal açıdan ne çevre açısından. Ben geleceği çok da umut dolu göremiyorum. Karamsar olduğumu düşünebilirsiniz ama gerçekten şu karşıdaki manzaraya baktığımda karamsar olmamam mümkün değil. Ne kadar korkunç beton ve çimento yığını var. Bence Türkiye’deki nüfusa betonun tamamen yasaklanması lazım. Yasaklardan pek yana değilim ama beton konusunda yasak olmasını çok isterdim. Kuzguncuk korusunu da tırtıklamaya başladılar. Yerel yönetim hep bir kâr, çıkar peşinde nasıl iyimser olayım ki? Ayrıca iyimser olmamı gerektirecek bir muhalefet yok, başka bir parti yok. Tabii ki hiçbir şekilde iyimser değilim. O kadar pervasız, o kadar kıymet bilmez insanların elinde ki yerel yönetimler, dolayısıyla ne umudum olabilir ki?

 

Şak şakçı bir sanattan yana hiç olmadım

 

» "Parmaklılar Ardında" adlı dizide kendi tecrübelerinizin faydası oldu mu? Çünkü 90"lı yıllarda Avrupa Konseyi"nin işkenceyi önleme raporuna tercümanlık yaptınız.

 

Tabii ki. Ben o cezaevlerini rahatça gezmiş, insanlarla konuşmuş biriyim. Onların dertlerini yabancı dile aktarmış biriyim. Dolayısıyla benim bayağı bir fikrim var cezaevleri ile ilgili. F tipleride dahil buna. Ben kendi kanaatime sahibim. Bu neticede bir diziydi ve gerçeği birebir yansıtması da gerekmiyor.

 

» Peki koğuş sisteminden F tiplerine geçildi. Bu süreci yakından takip eden biri olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Koğuş düzenin hem iyi hem de kötü yanı var. Koğuş düzenin sosyal bir yanı var bunu görmek lazım. İzolasyon getirmiyor. Fakat sakıncası zaman zaman belirli siyasal grupların hakimiyeti altına giriyordu. O zaman o hayata katılmak istemeyenler açısından sıkıntı oluyordu.

Netice itibariyle Avrupa"nın önerdiği bir tiptir ama uygulaması farklıdır. Bizde f tipi Avrupa önerisi diye ilan edildi ama içerde uygulanan Avrupa önermesine uymuyor. Çok izole ediyorlar bu da elbette doğru değil.

 

» Sanatın eleştirel olması gerektiği aşikar. Peki Devlet tiyatrosu ya da devlet sanatçısı sıfatını nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Bence sanat eleştirmek zorunda. Şak şakçı bir sanattan yana değilim. Sanat zaten aykırılık, uyumsuzluktur. Onun için benim açımdan bakıldığında devlet tiyatrosu lafı korkunçtu. Devlet tiyatrosu olmaz ulusal tiyatro olabilir. Ne bu ordu mu? Devlet Tiyatrosu! Devlet sanatçısı! Tam anlamıyla görmedim, gösterme yarabbi türü bir şey. Katiyen öyle bir şey olmak istemem.

 

Serra Yılmaz kimdir?

1954 İstanbul doğumlu. Sainte Pulchérie, Saint Benoit mezunu. Caen Üniversitesi (Fransa) Psikoloji Fakültesi"ni bitirdi. Robert Abirached"den tiyatro eğitimi aldı. 1977-1979 arasında Genco Erkal Dostlar Tiyatrosu"nda görev aldı. 1983"te `Şekerpare" ile sinemaya adım attı. O günden sonra birçok yerli ve yabancı filmde ve oyunda rol aldı. Yıllarca İstanbul Şehir Tiyatroları"nda oyunculuk, yönetmenlik ve Genel Sanat Yönetmenliği yaptı. Aynı zamanda konferans tercümanı olarak çalışıyor. Aldığı ödüllerden bazıları; Harem Suare, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu; Antalya film şenliği, 1999, Harem Suare, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu; İstanbul Film Festivali, 2002, 9, En İyi Kadın Oyuncu; Sadri Alışık Ödülleri, 2003, 9, En İyi Kadın Oyuncu. Oynadığı filmlerden bazıları: Cahil Periler, Karşı Pencere, Tersine Dünya, Ağır Roman, Anayurt Oteli, Gönlümdeki Köşk Olmasa, 9, Harem Suare.




Ortalama Puan: 5
Toplam Oy: 1


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:
Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü

En çok okunan haber: Kültür-Sanat:


Haber Arşivi
Kurdistan-Post Haber Portalı © 2004-2008 Tüm hakları saklıdır.
Sitemizde kullanılan haber ve resimler kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.