|
Kürd olunmadıkça, uçmadıkça yaşananların birer kurgu olarak kalmaya devam edeceklerini bilerek, hiçte göründüğü kadar kolay değil aslında ayna da görünen genel yansıma. Azız hemde çok az, Kürde, kendine, özgücüne güvenenler daha da az.
Uğraşılar
Süleyman Deveci
Isı düşünce ses çıkarmazmış, ışık aydınlatırmış alabildiğine baskın ve hegemonyacı tarzıyla, küsen gönlün bağıra çağıra velvelesine karşılık, adlar unutulup kaybolmuş gitmiş, suskunluktan uzayan sakallara kömür olan içtekiler yanıp bitip kül olarak eşlik etmişler, kimi bana ne oralardan o memleketten kaçıp geldik ya buralara demiş, kimi kavgasındaki samimiyetini yüreklere kazımış, ölmek var dönmek yok diye haykırmış zengin Avrupa metropollerinde, kimi yakılan köyü ile yitirdiklerini de unutmuş beraberinde, kimi gerilla da kayıp kardeşini aramayı bırakalı epey olmuş, kimi gözaltında yitirdiği yakın dava arkadaşını. Bu varlıklı ama ruhsuz topraklara gelindiğinde bırakmışlar birilerini birileri bir yerlerde, sıfır derecesinde boş verip salmışlar geniş geceleri çok aydınlatan engin yaylalarına, kendinde değilken kovmaya dönüşmüş hapsettikleri istenmeyen misafirin.
On yılları bulur halbuki Avrupalı Kürdistanlıların öfkesi, öyküsü, sohbeti, mülteci istemleri ve beklentileri dışında. çıkmazlarını kurumsallaşamamakta bulsa da birileri, birileri dışlanmışlık ve ırkçılığa değin politikalara yorar özde yatan oltasız sorunların çokluğunu. Nedense kimseler objektifin merceğini kendisine yöneltmeyi ne ister ne de buna değin akıl yürütmenin gerekliliğini yakalar. Varsa yoksa diğerleridir, ben merkezci, her şeyi en iyi ben ve kendim bilirimi her sabah, gün boyu ve geceleri oynamaya devam ederiz yanlışlığını bile bile.
Beş özgür Kürdü bulmak anlık ama içten ve yaşamsal gülümsemeleriyle hani benli, karalı, belki biri de hatta yaralı, zor hem de olabildiğine, alabildiğine. Dinlemek lazım batsa da günün güneşi, yitirilmiş saatleri, ayak sesleri komutlarında vedasız gülümsemek diğerinin ağlaması alışkanlığına bulanarak, seslenip bir gidene el sallarcasına susup yanıt alamamak kadar anlamak özgür olunamadığını Kürd olunmadıkça, uçmadıkça yaşananların birer kurgu olarak kalmaya devam edeceklerini bilerek, hiçte göründüğü kadar kolay değil aslında ayna da görünen genel yansıma. Azız hemde çok az, Kürde, kendine, özgücüne güvenenler daha da az.
Nedir asıl anlatılmak istenen, anlatılması zorunlu olan, henüz bugüne kadar söylenmemiş olanların çok çeşitliliğindeki bıkmaz tükenmez bilumum tekrar ve bıkkınlık getiren konuları yinelemek mi, dünyayı yeniden ve bir kez daha keşfettiğini sanmanın zararsız yanılgısı mı? Montaigne´in ne dediğine kim neden ve niçin kafa yorar bugün, yaşama Fransız kalmış sıradan Kürdün dışında? Torunlarının Ruanda´da yaptıklarını sanki o günlerde dünya alem bilmiyordu da bugün birden bire aniden keşfedip açığa çıkarıverdiler katliamcı işbirlikçi ve yönlendirici, planlayıcı yanlarını. Gerçi o düşünürü ha kaç kişi anladı gibi felsefi sorulara verilecek yanıt bugün kendi ülkelerinde dahi unutulmuş nice büyük Avrupalı düşün adamının bizzat torunlarının modern çağ ve zamanda ettikleri zulmün kayda düşülmüş ispatı değil de nedir yaşanılanlar? Acep bizim torunlar kime ne zulüm edecekler, diye bir derdimizin olmamasını henüz demek ki büyük düşün adamlarımızın yeteri kadar olmamasına yormak gerek.
Sorun üretkenliğin cezalandırılmak için gerildiği çarmıhından indirilip yaşama yeniden bulaştırılması gerekliliğinin kavranmasında yatıyor. Beterin beteri örneği insanın içinden, bir yerlerinden bir şeylerini koparıp almak istercesine kafalara kazımak, beyinlere işlemek, anlık bir emek vermekten öte ifade etmek, idealize Kürdün görev ve sorumlulukları, nerede hangi şartlar altıda kiminle olursak olalım Kürtlüğümüzü daha bir üst noktaya çıkartalım, bilime, edebiyata, imana, sevgiye ve bilgiye bulanalım. Bunlarla uğraştıkça çıkmazlarımızın yapay, kendi yarattığımız korkular ve hatta büyük oranda hüsnü kuruntular olduklarını göreceğiz, zira onlar bir tek kurtuluşu değil sonrasındaki yaşamın nasıl olabileceğine değin de genel görüntüler vermeye hazırlar.
sueleymandeveci@yahoo.de
|