|
İşin başı sevgidir, sevdadır, yürekleri paylaşmak, kalpleri sunmaktır karşılıksız ve beklentisiz. İnsanı, yaşamı, doğayı, yaratanı ve yaratılanları böyle sevenler ancak ve ancak gerçeğe ve mutluluğa kavuşurlar, kavuşabilirler. İster Kürt olalım, ister Senegalli hiç fark etmez. İster Hamburg´da yaşayalım, ister Süleymaniye´de.
Genel Kanı
Süleyman Deveci
İnsan bazen içinde bulunduğu ortamda olay ve olgulara bakarken geçmişe yapılan yolculuklarının gereklilikleri üzerinde pek o kadar durmaz. Bunun önemi ve hassasiyeti üzerinde durmanın yersizliğine farkına varmadan kapılabilir. Yaşanılan kesitlere değin çeşitli adlandırmalar ve sıfatlar bulur, kullanır. Kafa yormaz, onu ve o anı orada, oralarda bırakmayı sever, alışkanlıkları gereği.
Ve insan yaşamı özünde yenilgiler üzerine kuruludur, nerede hangi şartlar altında olursa olsun. Biten bir kitap akılda kalır, izlenmiş bir film, dinlenmiş bir türkü, yarım kalanlar veya bırakılanlar değil. Kazananların zafer sarhoşlukları her daim gelip geçicidir. İnsan ruhunda ve aklında derin izler bırakmaz, düşündürtmez, kafa yormasını lüks diye isimlendirir.
İnsanı asıl bunalımları yoğurur, şekillendirir, içindeki çıkmazların sarhoşu ve tiryakisi yapar. Olanlar, olaylar, bakanlar, kavga edenler, hesaplaşma, toparlanma, öfke, bilinç, ses, yürek, kan, can ve bir dizi yaşamsal gerçekler ve sözcükler sürekli bir devinim halinde döner dolaşır sahiplerini bulur. Hani o bunalımların sahiplerini, ona kafa yorup onsuz yapamayanlarını.
Geldi geçtiler, yaşandı bitti, kapandı bir defter daha diyenler günlük bir gazeteye her gün yeni bir şeyler yazdığını sanan gariban uşak kalemlerin sahiplerinden farklı değillerdir. çarpık, huzursuz, yalancı bir vicdanın sesine kulak verme ve genel doğruların dayattığı ve emrettiği zorunlulukları yerine getirmiş olmanın ani tazeliğinde ha bire yalan üretmekle kalmaz, buna kendileri de inandıkları yetmez gibi bizi de zorlarlar. Sanki iki insan aynı şeyleri düşünmek, aynı şeylere inanmak, aynı yaşamı yaşamak mecburiyetindeymişlercesine.
İşin başı sevgidir, sevdadır, yürekleri paylaşmak, kalpleri sunmaktır karşılıksız ve beklentisiz. İnsanı, yaşamı, doğayı, yaratanı ve yaratılanları böyle sevenler ancak ve ancak gerçeğe ve mutluluğa kavuşurlar, kavuşabilirler. İster Kürt olalım, ister Senegalli hiç fark etmez. İster Hamburg´da yaşayalım, ister Süleymaniye´de.
Yasaklar, yasaklamalar, yasakçı dayatmalar, insanları kendi doğruları için baskı ve zulüm altına alanlar insanlar ve insanlık kadar eskiler. Onların panzehirleri, yani direnenler, isyan edenler, başkaldırıp o anki gidişata dur diyenler keza yine öyle. Asıl sorun o an nerede ve hangi cephede olmakta. Ya olup bitene göz kulak tıkayıp, kapatıp rahat ve sorunsuz bir yalancı yaşama bulanmakta, ya da kimlik ve kişilik sergileyip haksızlıklara dur diyebilmekte.
İnsan özgür bir varlıktır, hangi eğitim, terbiye, yetiştirme zırhına bürünürse bürünsün. Zira onun ruhu özgürdür, veya özgürlüğe çok yatkındır. Bu bazılarının karşısına çok ilerlemiş yaşlarda da çıkabilir, gençlik yıllarının tecrübeleri az ateşiyle çabucak da. Maksat insana ait olanları unutmamak, unutturmamak, unutulmasına izin vermemektir.
Bu dünya bizim, bu insanlar bu diller, dinler, kültürler, yaşam. Ucuz, basit, değersiz ve anlamsız kördövüşlerle ortalığı kana boğmak, bir kaç kağıt ya da maden parçasına insanı, ona değin ne varsa onu satmak, harcamak, yok etmek neden? Sevgiyi kim ne ile öldürebilir, insanın insana duyduğu sevgiyi, aşkı, saygıyı, inancı? Var mı öyle bir güç ilahi olabilirliği dışında?
sueleymandeveci@yahoo.de
|