Musa Anter
KERKÜK KAN AĞLIYORMUŞ
Musa Anter
Yaşar Kaya
Sayın Erdoğan, gelecek bizimdir
Yaşar Kaya
İsmail Beşikçi
Öcalan niye devlet istemiyor!
İsmail Beşikçi
Hasan Bildirici
Diyarbakır adayı
Hasan Bildirici
Aydın Dere
Kapitalizm ve iktidar olgusu
Aydın Dere
         
.:  Anasayfa |  Yazarlar |  Arşiv |  İletişim |  Künye |  Ana Sayfam Yap |  Sitene Ekle  :.

   ANASAYFA
   GÜNCEL
   SİYASET
   KÜRDİSTAN
   DÜNYA
   KADIN
   YAŞAM
   KÜLTÜR-SANAT
   EKONOMİ
   TEKNOLOJİ
   SPOR
   MİZAH
   KURDÎ
   MEDYADAN
   OKUR KÖŞESİ

Çiroken Klasik



www.kurdistan-post.org
Üye(ler) Çevrimiçi: 0
Misafir(ler) Çevrimiçi: 86

Lütfen buradan kayıt yaptırınız. Kayıtlı olmanız halinde sitenin tüm bölümlerini kullanabilirsiniz.
 
 
Şehrivan-Metin Aktaş
Posted on Salı, 05. Ağustos 2008
Topic: Kültür-Sanat

Hasan amca ceza evi dostumdu. Yirmi yedi mahkumun yattığı koğuşta en iyi anlaştığım insanlardan biriydi. Ben bir siyasal suçluydum,o ise karısını ve karısının aşığını öldürmüş cinayetten yargılanmış bir mahkumdu. Hiç bozulmamış bakir bir Kürt erkeğiydi Hasan amca.



METİN AKTAŞ

ŞEHRİVAN

BİR SEVDAYA ADANMIŞ ÖMÜR

Hasan amca ceza evi dostumdu. Yirmi yedi mahkumun yattığı koğuşta en iyi anlaştığım insanlardan biriydi. Ben bir siyasal suçluydum, o ise karısını ve karısının aşığını öldürmüş cinayetten yargılanmış bir mahkumdu. Hiç bozulmamış bakir bir Kürt erkeğiydi Hasan amca;ilerlemiş yaşına rağmen güzel bir erkekti; Soylu, çekici,cesur, yardım sever,insanları etkileyen görünüşe sahip bir insandı. Hasan amca bir gün ahıra girerken bir gözü kör ,sırtında küçük bir kamburu taşıyan çirkin bir insan olan mor basıyla genç güzel karısını anadan üryan sevişirken görür. Deliye döner. On sekiz yaşından beri belinde taşıdığı tabancasını çeker kambur mora baya ateş açar kadın kendisini kamburun önüne atar. Mermiler kadının güzel bedenine saplanır.Sonra kambura ateş eder. Kamburla kadın biri birine sarılarak yere yığılır. Çılgına dönmüş Hasan amca tabancasındaki bütün mermileri boşatır üzerlerine. Hafifletici sebepleri de göz önüne alan yargıç Hasan amcaya yirmi dört yıl ağır habis cezasını verir. Ben onun koğuşuna gittiğimde altı yıldır yatıyordu. Karısıyla ,kamburu öldürdükten sonra Hasan amca kendini toparlar düşünmeye başlar. Kendisi çok güzel, çok zengin, cinsel olarak sorunu olmayan yüzlerce kadının hayallerini süsleyen bir erkekti. Buna rağmen karısını ahırlarını temizleyen,o çirkin kambura çeken şey neydi? Kadın onda ne bulmuştu? Bu sorular cezaevi duvarları arasında Hasan amcayı yiyip bitirmişti. Karısını öldürmeden önce bu soruların cevabını almadığı için bin pişmandı.

1974 affıyla ceza evinden çıktı Hasan amca.Kendini içkiye verdi. Karşılaştığı her insana o soruyu sordu? Ama asla onu tatmin edecek cevabı alamadı. Karısını çirkin kambur mora basının kucağına sürükleyin gücün ne olduğunu öğrenmeden ölüp gitti Hasan amca.

Ben biliyordum;Hasan amcanın karısını çirkin moraba kamburun kucağına sürükleyen aşktı.

Ama Hasan amca bunu kabul edemiyordu. Güzel bir kadın olan karısının insanların yüzüne bakmakta bile korktuğu yoksul, çirkin bir kambura aşık olabileceğini kabul edemiyordu.

Oysa aşk bir gerçekti. Bir kültür değildi;yaradılışta insana verilmiş biyolojik bir duyguydu. Onun nerde,ne zaman kapımızı çalacağını bilemeyiz; bazen bir metropolün varoşlarında,bazen beş yıldızlı otellerin salonlarında bazen okul sıralarda, bazen bir parkta bazen bir yolda,bazen bir sarayda,köşkte bazen dağların başında unutulmuş on hanelik küçük bir köyün tek göz küçücük evlerinde kapımızı çalabilir. Aşk sadece soylulara has bir duygu değil. İnsani bir duygudur. Her insanın yüreğinin derinliklerine mekan kurmuştur o;ister beg ol ister moraba,ister patron ol ister işçi. Her insan aşık olur; her insan bazen bir sultana, bazen bir dilenciye,bazen bir güzele bazen bir çirkine, bazen bir kahramana, bazen bir korkağa aşık olabilir. Bu bazen yıllar süren bir birliktelik sonucu, bazen bir anlık bir bakışmanın sonucu olabilir. Hiç birimiz nerede ne zaman kime aşık olabileceğimizi bilemeyiz. Bence var olmanın en güzel yönlerinden biri bu bilinmezliktir. Aşkın tanımını yapmak,onu anlamak mümkün değil. İnsanoğlu varolduğu günden beri bu duygusunu araştırıyor sorguluyor; romanlar, öyküler,destanlar masallar yazıldı aşk üzerine,filimler yapıldı, yüz yıllardır insanlar türküler yaktılar aşk için dengebezler aşıkların sevdalını nesilden nesile aktardılar bize. Biz insanlar bazen aşkı yücelttik,aşk için türküler yaktık,masallar efsaneler, öyküler romanlar yazdık,filimler yaptık. Aşıklarla birlikte sevindik ağladık,güldük,hüzünlendik,mutlu olduk. Bazen aşkı naletledik,yasakladık. İnançlarımızla, törelerimizle, yasalarımızla aşkı baskı altına alarak yok etmeye çalıştık.Aşıklara dayanılmaz işkenceler yaptık, onları canlı canlı yaktık,aşıkları toprağa gömerek binler cemiz bir araya toplanarak vahşi çığlıklar atıp taşlayarak öldürdük,dar ağaçlarında sallandırdık, kılıçlarla kafalarını uçurttuk velhasıl aklın hayalin alamayacağı vahşi yöntemlerle aşkı yok etmeye çalıştık, bütün bu vahşet yetmiyormuş gibi öbür dünyada aşıkları bekleyen dayanılmaz işkencelerle dolu bir ütopya yaratarak bu ütopyayı kutsal kitaplara koyup bu onu tanrısallaştırmaya çalıştık. Ama olmadı, aşkı yok etmeyi başaramadık. Çünkü o yaradılışta insana verilmiş bir duyguydu. Bir yasa,bir inanç.bir düşünce,bir töre değildi. O insanı oluşturan en küçük parçacığın derinliklerinde o parçacığı oluşturan parçalardan biriydi. İnsanı yok etmedikçe onu yok etmek mümkün değildi.

Bu günleri Ahmet Özer’in Doz yayınlarında yayınlanmış Şehrivan adlı romanını okuyorum.

Bir sevdaya adanmış bir ömrü anlatır Şehrivan romanı. Van’ın küçük bir köyünde Şehrivan’la,Temha’nın başlayan ama fiziksel olarak çok kısa süren aşklarını anlatır Şehrivan roman. Romanı okurken Şehrivan’la,Temha’yla birlikte Van’ın,Hakkari’nin, Diyarbakır’ın bakir topraklarında,baskı altında ezilen yoksul Kürt halkı içerisinde dolaştırır bizi yazar.Önce bir kaynakla sonra bir dereyle sonra bir nehirle sonra okyanusla birleşen bir damla su gibi bizi son otuz,kırk yılda Kürtlerin yaşadığı coğrafyada dolaştırır roman Bir damla suyu anlatırken çeşmeyi, dereyi ,nehri sonra okyanusu anlatır bize yazar. Geri bırakılmış, bütün temel insan hakları gasp edilmiş yoksul Kürt halkının özgürlüğü için mücadele ederken Temha Şehrivan hep onunla birliktedir. Van’da, Diyarbakır’da sağcılarla sokak kavgaları yaparken, polislerle çatışırken, işkence tezgahlarında direnirken,üniversitede öğretmenlik yaparken, bir kadınla tanışırken,sevişirken Şehrivan onunla birliktedir. Kürtlerin özgürlüğü için mücadele eden genç Temha aslında daha başlarken biten sevdası Şehrivan’ için mücadele ettiğinin, hep onu aradığının farkında değildir. Çetin geçen yaşam mücadelesinde hep yetirdiği Şehrivan’ı arar Temha. Dünyalar güzeli o genç Kürt kızı Temha’nın yüreğinin derinliklerine mekan kurmuştur. Ondan kaçmak, bu sevdadan kurtulmak, yeni bir yaşam kurmak için kaçar doğduğu topraklardan ama doğduğu Şehrivan’a aşık olduğu topraklardan uzaklaştıkça daha çok Şehrivan’a yaklaştığını görür Temha. Çünkü Şehrivan ayrı bir varlık değil Temha’nın kendisiydi. Şehrivan’ı unutamayacağını ondan uzaklaşamayacağını gören Temha ilerlemiş yaşına rağmen her şeyi bırakarak geri Van’a Şehrivan’ın yattığı topraklara döner.

Kürt edebiyatında çok güçlü ,zengin bir anlatım türü olan destansı anlatımla anlatır Şehrivan’la Temha’nın aşkını Ahmet Özer. İyide yapar. Bu yüzden 640 sayfa olan roman insanı sıkmaz; yatağı hafif eğimli bir ırmak gibi biz alı götürür. Yazar kaleme sarılmış söz ustası bir denge bej gibi bizi sarar sarmalar birlikte alır dolaştırır yüz yıllardır baskı altında yaşayan Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı topraklarda. Yakılan köylerin evlerinden yükselen alevlerin sıcaklığını, zorla yaşadıkları topraklarda sürülmüş yoksul Kürt köylülerinin çığlıklarını, insansızlaştırılmış toprakların sessizliğini,ıssızlığını, hüznünü, toplumdan koparılarak eve kapatılan, dövülen, öldürülen varlığı ,duyguları önemsemeyen kadının,kadınların ağıtını duyarsanız…

Şehrivan romanını okurken kendisini çirkin, kambur mora basıyla aldatan karısının duygularını anlamayan, aşkın gücünü kabul etmeyen Hasan amcayı anımsadım. Bir kere daha anladım ki aşk öyle güçlü bir duygudur ki onu hiçbir düşünce,.,inanç,yasa ,töre yok edemez. Katı feodal yasaların, kültürün insan yaşamında çok etkili olduğu Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı topraklarda bile aşk bütün bedensel,dinsel, ahlaksal, töresel baskılara rağmen varlığını sürdürür. Şehrivan’la Temha’nın aşkını okurken bunu göreceksiniz.


Şehrivan-Metin Aktaş

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun

Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden biz sorumlu tutulamayız.




Ortalama Puan: 4
Toplam Oy: 1


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:
Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü

En çok okunan haber: Kültür-Sanat:


Haber Arşivi
Kurdistan-Post Haber Portalı © 2004-2008 Tüm hakları saklıdır.
Sitemizde kullanılan haber ve resimler kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.