|
Bugün sizlere büyük ihtimal ile yayınlanmamış Aziz Nesin’in bir fıkrasını anlatıp ve bu vesileyle Aziz Nesini’de anmış olacağım. Partizan örgütü Almanya’nın Heildelberg kentinde „Demokratik sanatçılar birliği“ adında bir etkinlik düzenlemişti.
Muhtar‘ın Amerika‘lı Konuğu
Xaki G. Bargin
Bugün sizlere büyük ihtimal ile yayınlanmamış Aziz Nesin’in bir fıkrasını anlatıp ve bu vesileyle Aziz Nesini’de anmış olacağım.
Sanırım 1994 yılıydı. Partizan örgütü Almanya’nın Heildelberg kentinde „Demokratik sanatçılar birliği“ adında bir etkinlik düzenlemişti. Bu etkinliği diğer etkinliklerden ayıran yönü, adından da anlaşılacağı gibi sanat ve düşünce ağırlıklı olduğu, bundan dolayı bir çok aydın ve sanatçının katılımının sağlandığı bir gece olmasıydı. Geceye bir nevi ağır toplar yani sanatçı ve aydınlar çagrılmıştı. Yani bu anlamda klasik diğer gecelerden ayrılıyordu. Amacı ”sanat ve düşünsel açlık çeken Mülteci ve göcmen isçilere bir sanat ve düşün şöleni” sunmaktı! Katılımcıların hepsini saymak anlamsız, fakat bazı isimlerden bahsetmemek haksızlık olur. Geceye Katılanlar: Aziz Nesin, Server Taneli, Muzafer Oruçoğlu, Nizametin Arınç, Bilge Erensu ve Fehrat Tunç vb. gibi sanatçı ve aydınlar. Server Tanelli konuşmasından sonra Nizametin Arınç’tan bir kürtçe parça rica etti ve Nizametin Arınç’ ta onu kırmadı. Aziz Nesin’in türkü söyleyecek hali yok ya, oda bir fıkra anlattı. Katılımcılar „kültürel ve sanatsal açlığından“ olsa gerek, fıkrayı anlayamadılar.
Aziz Nesin bu fıkrasıyla aydınlanması ve demokratik deneyimi olmuyan toplumların, aydını ve sanatçısı‘nın olup olmayacağı sorusunu soruyordu.
Aziz Nesin, Türkiyenin demokratik bir toplum olmadığını, sanatın ancak demokrasinin yaşandığı toplumlarda gelişebileceğini, demokratik ve sanatın geliştiği toplumlarda birlikten bahsedilebilineceğini söyledi. Bu etkenlerden dolayı, her nekadar bu etkinlik „Demokratik Sanatçılar Birliği Gecesi“ adlandırılmışsa da, gerçek anlamda böyle bir etkinlikten bahsedilemiyeceğini üzülerek belirtti. Geceye katılanlar ağızları yırtılırcasına silogan atarak ve avuçları parçalanırcasına Aziz Nesin’i alkışlamaya başladılar.
Ve Aziz Nesin bu alkışlardan hayret ederek bir fikra anlatmak istediğini söyledi. Nesin’nin bu fıkrasının adı “Muhtarın Amerika‘lı konuğu“, bende bunu yazıma başlık yaptım.
„ Bir gün bir Amerikalı bir diplomat Anadolu’nun bir köyüne uğrayarak köy muhtarının evine konuk olur, konukseverliği ile ünlü Anadolu köylüsü günlerce Amerika‘lı konuğuna kendi çocuklarına dahi yedirmedikleri ve kendilerinin bile yemeye kıyamadıkları yiyecekleri konukları olan Amerikalı‘ya verirler. Amerikalı konuk diplomat bu Anadolu konukseverliğine hem sevinir hem de hayret eder.
Gideceği günden önce Amerikalı konuk diplomat, tuvalet ihtiyacı olduğunu ev sahibi muhtara söyler. Muhtar `efendim böyle hemen olmaz, benim ihtiyar heyetimi toplamam gerekir ve sizin nereye sıçacağına ihtiyar heyetiyle birlikte ortak karar vermemizin daha doğru olacağını` söyler. Amerikalı konuk diplomat `olur´ der.
Muhtar ve ihtiyar heyeti üç gün üç gece Amerikalı konuk diplomatın, köyde tuvalet olmamasından dolayı, nereye sıçacağına büyük ve zorlu bir tartışmanın sonunda bir karara varırlar. Köy ihtiyar heyeti ve köyün muhtarı en sonundan oy birliği ile Amerikalı konuk diplomatın; yeni biçilmiş, henüz sapların yarısı toprakta öyle kalmış köyün üstündeki muhtarın babasının buğday tarlasına sıçmasına karar verirler.
Karar konuğa iletilir. Konuk sevinir, `en azında bir karara vardılar` der. Amerikalı konuk diplomat ortada, muhtar ile köy ihtiyar Heyeti onun etrafında, köpeklerde muhtar ile ihtiyar heyetinin etrafindan bir daire çizerek muhtarın babasının buğday tarlasına doğru ilerlerler. Belli bir süre sonra, yani tarlaya vardıklarından, muhtar Amerikali konuk diplomata ` buraya sıçabilirsiniz efendim` der. Amerikalı konuk diplomat yarısı halen topraktan olan yeni biçilmiş buğday saplarının kıçına batmasına rağmen ihtiyacını giderir. Amerikalı konuk diplomat ortada, ihtiyar heyeti onun ve köpeklerde ihtiyar heyetinin etrafından havlayıp daire çizerek muhtarın evine dönerler.
Amerikalı konuk diplomat tam gidecekken, muhtar konuğuna dönerek;“ Efendim benim size bir sorum olacak“ der. Amerikalı konuk diplomat“buyrun“ diye karşılık verir. Muhtar „ Efendim bizim konukseverliğimizi nasıl buldunuz?“ diye sorar. Amerikalı konuk diplomat“ her sey çok güzel, hatta çok demokratik, fakat sizde birlik yok“ der.
Muhtar‘ Çok doğru söylüyorsunuz efendim, doğru söze ne demeli, eğer bizde birlik olsaydı, oy birliği ile seni götürüp babamızın tarlasına sıçtırır mıydık, biz sıçardık o zaman senin babanın tarlasına‘ diye karşılık verir.“
Bu fıkra anlatıldıktan sonra etkinliğe katılanlar sloganlar eşliğinde Aziz Nesin’i tekrardan alkışladılar. Dona kalan Aziz Nesin, kitleye dönerek“yine anlamadınız“ diye tepki gösterdi ve katılımcı kitlenin alkış ve sloganları arasında şok bir halden kürsüden ayrıldı. Bizi her ne kadar katılımcıların düzeyi ilgilendirse de, bu konuşmada en çok bizi ilgilendiren yön aydınlanma, demokratlik ve sanatçılıkla ilgili olan mesajdır. Tabi toplumuna görede sanatçı ve aydını olur ya!
Yani Aziz Nesin aydınlanması olmayan toplumların, aydınlanma ve sanat özlemleri olur, yoksa aydınları olmayacağını anlatmak istiyordu. Bunu demokrat ve sanatçılar açısından da söyleyebiliriz. Demokratik olmayan toplumların, gerçek anlamda demokrat ve sanatçıları olamaz, yalnızca bu özlem içindeki bireyleri olabilir. Çünkü demokratlık, demokratik toplumsallaşmayı yani yaşantıyı zorunlu klar.
Demokratikliğin biolojik bir temeli yok, sosyal ve öğrenilebilinir bir temeli var, fakat bu sosyal öğrenilme olgusu, teorik ögrenmekten çok, yaşanılarak sindirilen ve davranıs biçimine dönüşen öğrenmeyi zorunlu klar. Bu açıdan sosyalist, feminist, liberal ve komunist düsüncelere sahip olmakla demokrat, feminist, liberal ve komunist olma ya da demokratik davranış gösterme birbirinden farklı şeylerdir.
Peki aydın olma, aydınlanmayı, demokrat olma, demokratik bir toplum olmayı zorunlu kılıyorsa, bizim gibi henüz uluslaşmasını tamamlamamış, feodal, din ve aşiretçiliğin hakim olduğu sömürge toplumların aydınları olurmu, olursa nasıl olur? Akşama kadar kendi narsistliğinden dolayı hem kendine acıyan, hem de hiç bir şeyi yokken kendisini yere göge sığdırmayan, düşünceden çok efeliği ile övünen ve de anlamlı okunacak bir cümle dahi kuramayan kimi Kürt bireylere aydın diyebilir miyiz.?
Bir yadan Abdullah Öcalan’ın medyatik olma eğilimini eleştiren, diğer yandan kendi fotoğraflarını kendi yazılarından yayınlamaktan çekinmeyen, bu bireylere yalnız narsist değil, tutarsız da oldukları söylendiğinde kusurlu mu olurnur! PKK eleştirileri, bu kurumun sistem eleştirisine dönüşmüyor, daha çok kaybettikleri mevki ve güce üzülmeye dönüştügünü görmekteyiz. Bu anlamda inandırıcılıktan da uzak görünmelerinden muhalifleri mi sorumludur? Çünkü yazılarından çıkardiğımız kadarıyla pek masum görünmüyorlar. Kendileri o politik mevkilere sahipken aynı şeyler yaptıkları izlenimini veriyorlar. En azında şu anki yazılarının sevyeleri bizleri böyle düşünmeye zorluyor.
Bu bireyler devrimciliği kabadayılık ve silahşörlükle, entellektüeliği kulaktan duyma bilgi ya da karalamayla karıştırmaları da işin bir başka yönü..
Hem solculuk yapıp, hem de soykütüğü tutmaları ve kan bağına dayalı bir ırkçı ve ilkellik kokan milliyetçilik yapmaları, ayrıca muhalif oldukları bireylerin düsüncelerini eleştirme yerine, „yazılarında“ bu muhaliflerin özel hayatlarını konu edinmeleri, bu bireylerin entellektüel ve aydın olmanın kıyısından bile geçmedikleri ve de bu şekliyle politik birer paparazi olduklarını gösteriyor. Birey karalama hiç bir sorumlu Kürt aydının işi olamaz. Buna bir Kürt bireyi olarak inanmak istemiyorum.
Çocukluğundan beri ailesinin ya da aşiret vb. gibi feodal toplumsal kurumların, sonra da Türk sömürgeciliğin, en sonunda kendi örgütlerinin örgütlü siddetinin kurbanı olan bu bireylerin kendi acılarıyla yüzleşmelerinin yeri, kendisi gibi faşist ve feodal örgütlü siddetin kurbanı olan ve o örgütlü siddetin acısını şu an diaspora‘da her gün yaşayan ve diaspora‘da iyi ya da kötü bir şeyler yapmaya çalısan insanların genetik soykütüğünü tutmak ve bireyin yaşasa da yaşamasa da kutsal değeri olan annesiyle uğraşmak, Kürt aydın kişiliğinin özelliği olmamalı!
Ezilenler, ezilmişliğin pädagojisinden dolayı kendi kinlerini; ya kendilerine, ya da kendileri gibi ezilen birey ve katmanlara yansıtırlar. Çünkü ezilenler eğemen olma gibi deneyimlerden yoksundurlar. Ezilirken ne yazık ki yalniz ezilmeyi değil, ezmeyi ve aşağılanmayı da örgereniyorlar ondan. Sömürgeci faşist Türk sisteminin Kürt kurbanları belki de istemeyerek yaşadıkları acılarından duyduğu haklı öfkeyi yalnıs yöne ve yere kanalize ediyorlar.
Umarım hepimiz payımıza düşeni Aziz Nesin’in fikrasından öğreniriz. Umarım babamızın tarlasına oy birliği ile tekrardan sömürgecilerin sıçmasına müsade etmeyiz. Fakat bu sevyeli eleştiri yapma özgürlügümüzün önünde engel oluşturmamalı. Eleştirel düşünceye özellikle bugün belkide hepsinden fazla Kürtler’in ihtiyacı var. Bu anlamda eleştiren ve düşündüren yazılara evet, karalamaya ve sevyesizliğe hayır diyoruz...
Xaki G. Bargin
xakibargin@yahoo.de
|