Lütfen buradan kayıt yaptırınız. Kayıtlı olmanız halinde sitenin tüm bölümlerini kullanabilirsiniz.
Söyleşi/ Kalbimin Doğu’sunda mültecidir şiir Posted on Salı, 05. Ağustos 2008
Topic: Kültür-Sanat
Hiç gidilmeyen uzaklıklara şiirle gitmek isteyen bir şair Taylan Aydın. Yüreğinin zulasında sakladığı duyguları şiirle anlatmaya çalışmış. Taylan Aydın ile yaptığım söyleşi de şiirle yolculuklara çıktık.
Söyleşi/ Kalbimin Doğu’sunda mültecidir şiir
*Sokrates, “Kimseye kendinizi zorla sevdirmeye kalkmayın” diyor. Siz mi şiiri, şiir mi sizi zorla sevdi?
-Bu soruyu cevaplamadan önce Sokrates’in bu sözü hangi koşullarda ve neden söylediğini anlamak durumundayız. Zor kelimesi zaten herhangi bir olgunun kendini dayatmasıyla oluşan bir nevi yaptırım ya da baskı gücüdür. Muhtemelen Sokrates bu sözü insan ilişkileri üzerinden yapmıştır diye düşünüyorum. Fakat bunu şiir ile ilişkilendirirsek galiba burada şiiri oluşturan imgelerin zorlamalarıyla ya da zorla ben şiir sevdim diyebilirim. Çünkü duygular ve imgeleri oluşturan her şey herkese aynı mesafededir. Kim onlara ne kadar anlam önem ve ilgi gösterirse, bu konuda belli bir enerji ve zaman tüketme cesaretinde bulunursa imgeler o kişideki yeteneğe göre somut bir şekilleniş ile kendi bütünlüğüne kavuşur. Bu zor`u oluşturan toplumsal coğrafi ve duygusal baskılar zamanla onu algılayan kişilerle bir gönüllülük bağı kurar ve sonrada sevgiyi esas alır. Şiir olgusu da diğer edebi oluşumlar gibi bu düşündüklerimle bağlantılıdır diye düşünüyorum. Sonuç olarak imgeler hassas ve içtenlik taşıyan insanlara kendini dayatır ve onu anlamlaştırması için bir baskı oluşturuyor gibime geliyor. En azından ben şiiri böyle yaşayanlardanım.
-Elbette burada ironi olarak ele almak lazım uzaklığı. Her insanın ulaşmak istediği ve ulaşamadığı ama özlemini duyduğu uzaklık duygusu vardır. Bir anlamda da insanın içindeki hiç ölmeyen ütopyadır uzaklık. Uzaklık denildi mi ilk akla gelen doğal olarak ölçülü bir mesafedir. Ama bir uzaklık oluşması için mutlaka fiziki bir mesafenin olması gibi bir zorunluluk yok. En azından şiirsel anlatımda bu fiziki mesafe her zaman önemli değil. Bazen ben kendi iç dünyama yürüdükçe kendim ile olan uçurumun ya da uzaklığın tuhaflığına ve şaşkınlığına düşüyorum. Düşünsenize yıllarca bir hayatın içinde yürüdüğünüzde ardınızda bıraktıklarınızın ne kadar çok olduğunu? Ve düşünsenize yüreğiniz güzelliklerle, mutluluklarla dolduğu kadar bir o kadarda diğer yanınız adeta ulaşılmamış, dinmemiş acılar, istemler ve umutlar çöplüğüne dönüştüğünü. Bu kadar alt-üst oluşumları yaşayan bir kişide uzaklıkların oluşması kadar doğal ne olabilir ki. Fakat çoğumuz bu olguları tam olarak doğru bir şekilde beleklerimize düzenleyemediğimiz için bu uçurumun boşluğunda kişiliklerimizi bırakıp gündelik basit amaç ve istemlere yöneldikçe asıl ızdırap dolu acı dolu özlemlerin ve istemlerin içine düşüyoruz. Benim isteğim kendim ile olan uzaklığı ve kırgınlığı bir nevi şiir yardımıyla ve aracılığıyla yakın kılmaktır. Yani varmak istediğim uzaklık kendimde yakın kılmak istediğim mesafedir. Sonuç olarak hayatın tekrarı yok. Yasayabileceğimiz yılların sayısı belli. Doğduğum topraklar, suyunu içtiğim nehirler ve gizemliliğini çözemediğim heybetli dağların olduğu bir coğrafya olmasına karsın yüzyıllardır ölümlere baskınlara sürgünlere yazgısı olan bir yer. Böyle bir coğrafyada yasayan bir halkın bireyi olmamız özümüz olan bütün değerlere uzaklıklar yasamamıza neden oldu tabı ki. Sonuç olarak ben bir Mezopotamyalıyım. Yüz yıllardır inleyen kanayan bir yurdun memelerinde acılar ve zulümler adına ne varsa içtik, kırıldık ve savrulduk. Bunlara karsıda şiir yazmak kendi adıma bir zorunluluk bir haykırış bicimi bir aykırılıktır, ret etmektir. Ben şiir ile ruhumu, öfkelerimi dindiriyorum. Bu anlamda şiir benim uzaklıkları yakın kıldığım çığlığımdır diyebilirim.
*Siz de mültecisiniz, mültecilik şiirin neresinde duruyor?
-Öteki olmaktır mültecilik. Kendine yabancılaşma, bulunduğun ülkeye adapte olma zorunluluğudur. Mültecilik emanet bir hayatı yasamak gibidir. Dünyadaki en zor yasam bicimi mülteci gibi yaşamaktır bence. Eksik, ezik, yalnız ve kapalı bir insana dönüşürsünüz. Yüreğinizde ve avuçlarınızda özünüze ait ne varsa onlarla yetinerek yasamak gibi bir şey. Ruhsal anlamda tam bir açlıktır, kuraklıktır mültecinin yüreği. Aldığınız hava, baktığınız gökyüzü, yüzünüze vuran rüzgâr bile yabancılığınızı mülteciliğinizi size unutturmuyor. Emanet bir ülke, emanet bir hayat, emanet sevinçler, emanet dostluklar. Şiir bu ödünç hayatın içende özüme ve ülkeme acılan bir pencere gibi. Hani bir odada sıkılırsınız, bulanırsınız ve hemen koşup pencereyi açıp dışarıdan gelen temiz havayı ciğerlerinize çekersiniz ya öyle bir şeydir şiir benim mülteci hayatımın içinde. İste şiir de bu anlarda bende her an dönmeye hazır bir valiz gibi kapının arkasında sabırsızlıkla bekliyor diyebilirim.
*Mülteciliğin coğrafyasında niye hep “yalnız savaşçılar “ var?
-Bu hayatta bildiğin tam olarak kesin bir şey var mı diye sorsalar, hiç düşünmeden: bir savaşçının en çok korktuğu duygunun yalnızlık olduğunu söyleyebilirim. Yalnızlık bir savaşçı için ölmekten ve yasamaktan daha zordur ve düşünüldüğünde bile çaldırılacak gibi bir şeydir. Tabi ki bu savaşçı sadece eline silah almış savaşan biri olarak algılamak gerçekçi olmaz. İnsan niteliliğinde muhalifliği, yanlışa ve haksıza karşı gelmeyi doğru ve dürüst yaşamayı temel ilkeleri haline getirmiş bir donanımdaysa içinde bulunduğu koşullarda zaten onu bir savaşçı durusuna iter. Burada önemli olan mekân ve koşullar değildir. İster kırsalda ister metropollerde olsun isterse Avrupa’da yaşasın savaşa bilmenin koşulları taşıdığın değerler ve edindiği bilgi donanımı ile bağlantılıdır. Mülteci bir hayat yasayan bazı savaşçılar büyük yalnızlığı zaten yasıyordur. Savaş; genel olarak belli bir somut hedefe karşı verilen mücadeledir düşüncesi hâkim olduğu için bu nitelikleri olmayan mekânlarda, büyük kalabalıklarda büyük yalnızlıklara düşmemek kaçınılmaz oluyor.
*“Düşerken” adlı şiirinizde “…içimdeki coğrafyada yalnız bir savaşçı ölüyordu…” diyorsunuz. Ölen savaşçı şiirle mi dirilmek istiyor?
-İçimdeki coğrafya yüreğimin coğrafyasıdır. Az önce bahsettiğim savaşçı niteliğini taşıyan özelliklerin ve değer yargılarının yıkılmasıyla depremler yaşamış bir şehir gibi insanın içindeki enkaz yığınlarının arasında kalındığı, ölmemek, kendini yitirmemek mümkün değil. Tabı bu biraz da okuyucunun algılayış ve bakış açısıyla bağlantılıdır. Benim diriltmek istediğim bir savaşçı var mı diye düşündüğümde yüreğim içimdeki yaralı savaşçının tekrar dirilebileceği düşüncesi daha ağır basıyor diyebilirim.
*Duyguların dili yoktur. “ben seni Kürtçe sevdim.” Diyorsunuz; ama şiirlerinizi Türkçe yazıyorsunuz bu bir handikap değil mi?
-Evet. Bana göre de bu bir handikaptır. Fakat bunun nedenleri sadece benim ile ilişkili değildir. İstediğim dilde yazmak için farklı seçeneklerim ne yazık ki yok. Ben Kürtçenin zazaca lehçesini konuşan Dersim bölgesindenim. Zazaca dilinde eğitim öğretim imkânımız olmadığı için, ne yazık ki bu konuda şiirler yazılar yazma olanağım olmadı. Yıllarca asimile etmek için devletin yoğun baskı kurduğu bir bölgede Kürtçe geri kaldı. Ben Dersim merkezinde büyüdüm. Aile içinde iletişim dili Türkçe olduğu için Zazaca pek konuşulmuyordu. Birde buna erken yasta yurt dışına çıkma durumu eklendi mi Zazcayı öğrenme imkânım olmadı. Fakat kitabımda bulunan şiirdeki ben seni Kürtçe sevdim sözü aslında dil olarak değil kimlik olarak ele alınması gerekir. Kullandığım dil Türkçe olabilir fakat yüreğim ve kimliğim Kürt tür. Önemli olan hangi dilde yazdığın değil neler yazdığındır bence. Fakat bu ezik ve baskı altında olan halklar için bu daha farklı oluyor. Ezilen, asimile edilen bir halk mutlaka kendi dilinde yazmalıdır diye düşünüyorum. Zazaca ve Kirmanci lehçelerinde yazan yazarları imreniyorum açıkçası. Sistem benim dilimi benden almış olabilir fakat ruhumu ve kimliğimi alamadı. Egemenlerin dilinden egemenlere karsı yazmam aslında kendi adıma bir haykırış başkaldırı ya da kendimce bir cevaptır. Duyguların dili yoktur ama dilin duygusu vardır. Ve bu duygu herkeste farklı izlekler bıraktığına inanıyorum. Ben Kürtçe türküler dinlediğimde içim bir burukluğa ve suskunluğa bürünüyorsa bunun dildeki duygunun etkileme gücüne bağlıyorum. Belki Fransız bir sair Almanca dilinde bu sözü söyleseydi bu kadar dikkat çekmezdi diye düşünüyorum.
*Şiir geceye ve korkuya ıslık çalmaktır biraz, bunun için de tarih şiire ait dip not ister. “Dirok” şiiriniz de böyle bir dip not mu?
-İnanıyorum ki hiç bir şair bir şiiri yazmaya başladığında o şiirin sonu nasıl bitecek diye önceden kestirip ve bir dip not olup olmayacağı konusunda bir tespitte bulunamaz. Şiir bir dip not olarak kalabilmesi sadece şair ile alakalı değildir. Sair sadece belirtisiz ve niteliğine kavuşmak isteyen imgeleri duyumsar ve keşif eder. Bu duyumsamada oluşan yalın bilinç şiarın şiiri oluşturmada yardımcı olacak kaynağı yaratır. Ve dizelerini de yan yana dizerek tamamen bir duygu ve bilgi dengesi oluşturur. Fakat bu şiirin dip not olarak kalması için toplumsal bir beğeni ve kabullenişinde gerekli olduğunu düşünüyorum. Dirok şiiri benim şiir dünyamda bir dip not mudur diye sorarsanız ben buna kesinlikle evet derim. Çünkü yazarken en çok zorlandığım şiirlerin basında gelen Dirok şiiridir. Şiirde anlatılan koşulları fiziki olarak yaşamadığıma rağmen tamamen kendi iç dünyamda oluşturduklarımdır. Dirok Kürtçede tarih anlamını taşıdığı kadar aynı zamanda ısım olarak ta kullanılır. Daha ortaokul yıllarımda henüz çocukken çoğu büyüklerin bile cesaret edemediği dağlara çıkmış ve gencecik bedenini hiç gözünü kırpmadan bu kahredici savaşa bedenini harç etmiş sınıf arkadaşımdı. Gerçekçi olmak gerekirse Dirok şiirini oluşturan yine Dirok un kendisiydi. Ben sadece onun ölümü ile anlatamadığını duygularını şiirle anlattım. Gerçek savaşçılar bu anlamda kendi şiirlerini bir başkasının kaleminde en güzel böyle diriltirler diye düşünüyorum. Son olarak yasadığımız tarihin karsısında bir sözü olmayanların suskunluğu seçmeleri bir gün onları korkunç bir merhametsizlik ve acılar içinde baş başa bırakacağını unutmamalıdırlar. Bu anlamda ben bu şiirle suskunluğumu Dirok un duygularıyla şiir olarak bir dip not olarak tarihe düşürebilirsem ne mutlu bana.
Söyleşi için teşekkür ediyor, kalbiniz doğusuna yaptığınız yolculukların devamını diliyorum.
Merih Nergis Rizgari
Not: Şiir kitabı,”Kalbimin Doğusu”, Taylan Aydın Siyah Beyaz Yayınevi 2008 Basımı