|
Uygarlıklar şehri Mardin ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu kesin olarak bilinmiyorsa da Mezopotamya yerleşik halk inançları açısından Yahudiler, ,Hristiyanlar, Ermeniler ,Süryaniler, ve Müslümanlar ile birlikte Keldaniler ,Yezidilerden oluşuyor.
DARAYUVAŞİ ( Dara ) UYANIYOR
Beni Saadet Erdem
Uygarlıklar şehri Mardin ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu kesin olarak bilinmiyorsa da Mezopotamya yerleşik halk inançları açısından Yahudiler, Hristiyanlar, Ermeniler ,Süryaniler, ve Müslümanlar ile birlikte Keldaniler ,Yezidilerden oluşuyor. Binalarıyla, açık hava müzesi görünümüne sahip olan Mardin ( erdobe , merda, kartal yuvası) dünyada Venedik ve Kudüs ile birlikte sayılı 3 SİT kentten biri olma özelliğini taşır; tarihi ve görsel değerlerinin yanı sıra baharat kokulu sokaklarını geride bırakıp Mardin ilinin 5 kilometre doğusunda bulunan Deyrü’zzafaran Manastırına uğruyoruz. Manastır Yukarı Mezopotamya’ya bakan yamaçlarda yer almaktadır. Süryaniler’in tarihi ve dini değerleri arasında bugüne kadar ayakta kalabilmiş müstesna bir abide olan manastır, 639 yıl boyunca “Dünya Süryanilerinin Patriklik Merkezliğini” yapmıştır. Manastırın bilinen en eski kısmının MÖ’ye ait olduğu bilinmektedir. Tarihî yapının, Mardin ilinin kuruluşuna kadar uzandığı tahmin edilmektedir.
Yapının bu kısmında göze çarpan en önemli özellik, tavan yapısıdır. Tavanı oluşturan taşlar 20x0.5 m. ebatlarında 13 sıra halinde ve aralarında herhangi bir harç olmaksızın birbirine kenetlenmiş halde duran olmaksızın birbirine kenetlenmiş halde duran geometrik yapıdadır. Göze çarpan bir diğer özellik ise mabedin her iki tarafında kurban sunulan yeri olan kemerli bölümlerin bulunmasıdır. Tapınağın 52.5 m².olduğunu öğrendikten sonra yüzyıllara tanıklık eden Dara bir diğer adıyla Anastasipolis Mardin’ in güneydoğusunda Mardin e 30 km uzaklıkta yeni adı “oğus” olan Dara köyüne doğru yol alıyoruz . Burası eski Mezopotamya bölgesinin en ünlü kentidir. Kent kalıntıları kayalar içinde oyulmuş ,çevresi 8-10 kilometreyi bulan geniş bir alana yayılmıştır. Romalılar tarafından askeri garnizon şehri olarak kullanılan Dara'nın, mevcut tarihi kalıntılara ve su sarnıçlarına bakıldığında 100 bin'in üzerinde bir nüfusa sahip olduğu ortaya çıktığı söylenir. Harabeleri incelediğimde Dara, tarihte büyük ve muhteşem saraylara köprülere su kemerlerine ve daha bir çok yapıya sahip zengin bir şehir olduğu anlaşılıyor, kazılar tamamlandıktan sonra Mezopotamya Bölgesi'nin Aspendosu olacak kadar da önemli görünüyor.
Bu antik yerleşim yeri, Büyük İskender’le Dara’nın savaşına da sahne olmuştur. Kent, İran Hükümdarı ünlü Darayuvaşi tarafından kurulmuş, çeşitli dönemlerde İranlılarla Romalılar arasında el değiştirmiştir. VII yy. sonlarına doğru Emeviler’in daha sonra Abbasiler’in XV yy.da Türkler’in eline geçmiştir. Kalıntılar arasındaki büyük kesme taşlar ve bulunan sikkelere bakılacak olursa Dara’nın geçmişte büyük ve görkemli yapılara ve zengin hazinelere sahip olduğu söylenebilir.
Buralarda mağara evler vardır. Kalıntılardan çıkan taşların kentin diğer bölümünde kullanıldığı görülmektedir. Mağaraların doğusunda yer alan kaya mezarları Kuru çayla sınırlanmaktadır.
Asıl kent çevresi 4 kilometre surla korunmuştur. Güney ve kuzeye açılan iki kapısı vardır. İçkale kentin kuzeyinde ve 50 metre yüksekliğindeki tepenin üst düzlüğüne kurulmuştur. Kent kalıntıları içinde kilise, saray, çarşı ve depoları, zindan, tophane ve su bendi halen görülebilmektedir.
Köyün kuzeyinde, güneye doğru inen kayalar oyularak, görkemli bir su bendi yapılmıştır. Bugün de bentten su akmaktadır.savunmasız bu güzelliği bize fark ettiren örnek köy projesi adı altında OPET in finanse ettiği ve desteklediği bu çalışma yılın sadece bir ayı gibi kısıtlı sürdürülebilmektedir. Ağır aksak yürütülen kazılar ve tarihi hakında bilgi eksikliğimize rağmen kendimizi farklı bir atmosferde hisedebildik bunun yanı sıra tanıtımın yetersizliği nedeniyle fazla ziyaretçisi bulunmayan dara köyüne vardığımızda sevecen bir gülümsemeyle bizi ilk karşılayan köylü gençlerle sohbetimizde devletin bölgeye ilgisizliği ile şikayetlerini haklı bulduktan sonra fazla bilinmeyen tarihini birlikte köyü gezerek onlardan dinledik bu arada geçmişe ilişkin gerçek anlar içimde canlanırken köyün girişinde turizmin hizmetine açılmış sazlıktan yapılmış tek cafesine, 48° yi bulan bunaltıcı hava sıcaklığı nedeniyle davetlerini reddedip Dara’nın kayalardan oyulmuş serin evlerine sığınıyoruz. Bir süre sonrada ayrılma vaktinin geldiğini söyleyerek rehber görevi yapan gençlerle vedalaşıyoruz. Görülmeye değer günbatımını izleyemeden dalgın ve düşünceli bir şekilde Dara harabelerinden ayrılıyoruz. Bu gezide anladığım kadarıyla asıl dokunaklı olan, bu parıltının bize yansıttığı buruk bir manevi gurur olduğuydu…
Beni saadet erdem
benisa2@mynet.com
|