“25 yaşında bir Kürt kadınıyım. Şu anda hamileyim. Seni yeniden anneli doğurmak isterdim.”
Artik uyumaya dogru cekilmis bir siir, kendi sahibini bulmasi gibi bir uyariyla yerinden firladi. Yukaridaki manayi dillendiren anneye dogru kosuyor. Umarim annesine ulasir...
Anneligin farkindaki annelerin ellerinden öperim...
Sevgi ve Saygilarimla,
CENK
1. Zaman kuşanmış kılıcını masallar söyler toprağa, soy sultanlarının nefesine boşluk efsunu düşünce...
Toz silkeleyen masalların evladı O an, Ölüm, baharla dansa durmuştur. Ritmik olmayan tamtamlar ve tırpanın sırra kadem sesi özgürlükçü militanlara ihtiras bahşeder. Nesine gerek toprağın sessiz adaleti ama, şahlamayadursun zamanın kılıcı imparatorlar yiter gider bir şantaj kendine siner...
Sessizce sıkılacaksa kurşun, kanadına fırtınanın bu yarayı sarmak neden... Bayraklaşan doğu, isyan provalı rituallerde kendini arayan Sisyphos tragedyası...
2. Ve yine, ulusal kurtuluşçu düşler kendi esrarengiz ihtişamına yenik düşerse, Marks amcanın komedya tespiti tarihin tekrarlarından ayinler getirecek bizlere. Komedyaya bulanmış tragedya yüzünün kıyısındaki gülümsemesiyle yasalar dolusu teori ağlar, Zümrüd-ü Anka'nın kanatlarına. Veyahut, yüzlerinde coğrafyaları yazılı kadınların rıhtımlarına, yine nesli kimliksiz nefretler ekilecek...
3. Yanacak, kavrulacak zındanlar mührü mazlum bir kimlikte... Saltanat gibi kurulan ve hükümdarlıkları on metrekare insanlar cinayet ile intihar arası yanlışa iz sürümde, bütün şehirleri alnından kanatacaklar... Bu gazabın hışmı iktidar manasında tahtlaşır ise buz cemaatlerinde, sessiz adalet zamanın kılıcı inleyen fırtına nesli nefretli kimlikler ve bu arada biri garip iki halk, tılsımsız bir mağarada zikre girip ayin duracak, eşzaman reinkarnasyonu mealinde aşklar emziren bereketli bir rahime evrilecek... Yanacak savrulacak dağlar, mührü mahsum bir kimlikte...
4. Dünü yitik bir gömütlüğün resitalinde yaşam çılgını genç kızlar, kime ait olduğunu kimsenin kestiremediği ateşlerle sarmaş-dolaş sevişerek erirler kent burçlarında. Ya da can çuvalları asılı kalır kale hafızalarında. Bir de hani gördüğü hülyalara benzeyen sürgün kızları kirpiklerini tutuştururlar ya, işte o an kimlik ekilir uygarlık egzersizlerine...
5. Bedenler, güneşten dilimler oldular diye solmasınlar diye hükmün izi, minyatür fermanlar işlemekte gökyüzünün sesi keskin evladına. Rüzgara... Hergele ilahlar, demir elleriyle hükmün yönünü uçurum vadilerine bilemekte. Tabutlansın diye. Namert Adam! Sen ki sür sefanı, bir cop sadrazamı olan boyun posun, devrilecek elbet en yanındaki adamın tabancasıyla. Sıkışıp kalacaksın kefalet bile kurtaramayacak derdini... Paramparça bir takvim, zamansızlığa akacak. Yarın yarım doğacak. Can patlayacak.
6. Yüksek soluklu bir kadın bedenini mana eyleyip manayı derman etmiş fermana. Son soluk el yapımı mütareke. Derisini yüzer gerçeğin, dirilir yeniden serdarlar makamında... Coğrafyanın doğusu asılı kalır bir bombanın pimine...
7. Kalbimizin batısı doğusunu döverken sebepsiz ölümler kasabası törenler. Milli, misakının gölgesiyle boğuşmakta. Anneler narin savaş değirmenleri.
8. Uzun seferlerin sandığında her akıbet bilinmez. Cümleyi tam eyleyen nokta boynu bükük bir sis...
Cenk!... Kendi kanının rüzgarıyla boşluğa akar... Ardında kin genleri ve keskin ölümler şifreleyerek...
|