Kürt partileri ve aklıyla düşünmek Üzerine
Kürtlerin kendilerini halk olarak örgütlü bir topluma dönüştürebilmeleri için, doğal olarak kurumsallaşmış örgüt biçimlerine, yani parti gibi siyasal organlara sahip olmaları bir zorunluluktur. Bu örgütlülük şekilleri önemlilik derecesine göre adlandırırlar. Genellikle uluslaşamamış, bu anlamda halklaşmasını kurumlaştıramamıs toplumlarda üst örgüt dediğimiz parti gibi bir yapıların çok önemli bir yer ve fonksiyonu olduğunu biliriz.
Kürtlerin kendilerini halk olarak örgütlü bir topluma dönüştürebilmeleri için, doğal olarak kurumsallaşmış örgüt biçimlerine, yani parti gibi siyasal organlara sahip olmaları bir zorunluluktur. Bu örgütlülük şekilleri önemlilik derecesine göre adlandırırlar. Genellikle uluslaşamamış, bu anlamda halklaşmasını kurumlaştıramamıs toplumlarda üst örgüt dediğimiz parti gibi bir yapıların çok önemli bir yer ve fonksiyonu olduğunu biliriz.
Ulusal ve sosyal mücadeleler genellikle öncü bir güç tarafından örgütlenir, bu örgütlülük ulusal ve sosyal kurtuluş mücadelesinin beynini, bu anlamda kurtuluşun klavuzunu oluşturur. Parti, toplumsal değişmenin bilgisini kendisinden taşıyan öncülerden oluşan bir üst kurum olduğunu Lenin‘ den buyana bilmekteyiz. Toplumsal mücadelelerin öncüyü zorunlu kıldığını, bu zorunluluğun parti’yi elitleşmeye yani bürokratik bir örgütlemeye götürdüğünü, bu durumun çoğunluk açısından pek kabul görmese de, parti olmanın olmazsa olmaz yasası olduğunu, yaşanılan toplumsal deneyimlerden bilmekteyiz.
Bu bağlamdan hep tartışıla gelmiştir ve halen tartışılmakta: Demokratik merkeziyetçilik mi? Yoksa demokratik bir parti mi? Parti doğası gereği hiyerarşik bir yapı arz ettiğinden demokratikliği tartışmalıdır. Bu anlamda bir partinin demokratikliği onun esnekliği ile,yani görece demokratikliği ile ölçülür, yoksa kavramsal anlamda gerçek bir demokratik paritisel yapılanmadan bahsedemeyiz. Çünkü parti olmanın doğasına aykırıdır. Parti olmanın bu antidemokratik doğası gelişmiş çağdaş batı ülkelerinden bile çok bariz görülmese de, hisedilir.
Bir partinin bürokratik yapısından dolayı hayrete düşen unsurlar, politik olarak öncü siyasetçi olma özelliklerinden yoksun olduklarını gösterir. Çünkü ideal anlamda demokratik düşünüş parti gibi kurumlari dışlar.
Bir şeyi bilmekle, çözüm üretmek farklı şeylerdir. Siyasal öncü yalnız bilen olmamalı daha çok çözüm üreten olmalı. Kitleler politik bir misyonu olan partinin demokratik olmasından çok, toplumsal degişim ve dönüşümün unsuru olmasını bekler. Bu beklentiyi karşılayamayan bir partinin demokratikliği toplumu çok fazla ilgilendirdiğini ne yazık ki söyleyemeyiz. Bu yaklaşımın otoriter bir nitelik taşıdığını biliyorum, fakat parti örgütünün pragmatik bir yapı arz ettiğini, ethik ve moral kurumu olmadığı, inkara gelmez bir gerçekliktir. Hem tam demokratik hemde toplumsal değişim ve dönüşümün öncüsü olan bir parti idealdir, fakat gerçek bir parti değildir. Bu anlamda PKK ve DTP gibi partilerin ideal olmaktan çok, geçek bir parti olmaları gerekir..
Bir partinin pragmatik siyasi bir örgüt olması, onun belli moral, ethik ve demokratik değerler sistemine sahip olmasını yalnışlamaz ve yadsımaz. Bu asgari değerler sistemine sahip olmuyan bir partinin kitleselleşmesi düşünülemez, düşünülse de faşizan bir yapıya dönüşür. Belli bir demokratik işleyişe sahip olunması, bir partinin rasyonel (akılcı) karar verme organı olmas açısından gereklilikten çok bir zorunluğa tekabül eder. Rasyonellik bir parti için vazgeçilmez önemdedir, çünkü parti toplumsal değişimin ve dönüşümün ortak aklı olmaya adaydır. Bu anlamda sormak gerekir; Kürt partileri Kürtler’in ortak aklını oluşturuyor mu?
Irlanda ve Bask parti örneklerinin dışında genellikle bütün sosyal ve siyasal kurtuluş örgütleri tek partili bir system arz ederler. Yani gelişmiş Avrupa ülkeleri dışında legal ve ilegal parti örgütleri yoktur, daha çok başta ilegal bir örgüt özelliği gösteren bu partiler, siyasal başarılarından dolayı kendilerine bir meşru zemin oluşturarak legal bir örgüte dönüşürler. Filistin ve Güney Kürdistan örneğinden göründüğü gibi. PLO,YNK ve KDP gibi partiler isimlerini degiştirmedikleri gibi, legal bir parti kurma gereğini de duymamışlardır. Kendi mücadeleleriyle partilerini gerek kendi ülkelerinin kamuoyu‘nda gereksede uluslararası alanda meşruluğunu sağlamasını bilmişlerdir.
Kuzey Kürdistan’da durum çok farklıdır. Kürdistan işçi partisi PKK, uluslararasında tam resmi olmasa da, belli bir meşruluğa sahip olduğu görülürken, fakat Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da bu meşruluktan bahsedemeyiz. Daha çok HEP, DEP, HADEP, DEHAP ve DTP olarak meşruluk için mücadele etmeye çalışmışlar ve halen bunun çabası içerisindeler. Peki PKK uluslararasında Kürt partisi olarak kabul görürken, Türkiye’de bu meşruluğu sağlayamaması bir paradoks değilmi? Dünya basının da Türkiye‘deki Kürt Sorunu’nun temsilcisi olarak PKK kabul görürken, Türkiye’de bu durum hem PKK hemde legal Kürt partisi DTP açısından bunun tam tersi değil midir?
Kürt legal partisi Kürt mücadelesini meşru zeminde örgütlemesi gerekirken, Kürt ulusal mücadelesini Türk Parlementosu’na girme derekesine indirgemiştir. Parlemento dışı bir partinin Parlementoya girmesinin asıl amacı, parlementonun çözüm yeri olmadığını ve işlevsizliğini göstermek iken, Kürtler’de durum bunun tam tersidir. Parlementoya girmek ile Kürt sorununun çözümü arasında birebir bir ilişkinin kurulmasını saglamışlardır. Bundan parlementer mücadeleyi küçümsediğimiz anlamı çıkarılmamalı. Parlemento mücadelenin yalnizca alanlarından biri hepsi değil. Kürtler’in yalnişlıği parlementoyu özgürlüklerinin yerine ikame etmeleridir, yoksa eleştirimiz parlementodan yararlanmaya karşı değildir.
Kürt legal parti’si DTP sokakların meşru örgütleme gücü yada Kürdistan Işçi Partisi olan PKK‘yı meşrulastıran bir örgüt olma yerine, parlementer bir örgüt olmayı tercih etmiştir. Kürt sorunu’nu çözmekten cok, kapatılıp kapatılmama sorununa kendisini endekslemiştir. DTP’nin parlementoya girme zaafını gören devlet, DTP’yi kapatma korkusuyla yalnızca işlevsizleştirmiyor, aynı zamanda nasıl hareket edeceğini, yani politikasıni da belirlemeye çalışmaktadır.
Başka bir anlatımla söylersek: Kürt Legal Parti’si DTP’nin, Kürt sorunu’nu çözme konusunda Türk ve Kürt halkını ikna etmesi gerekirken, Türk askeri ve sivil yöneticilerine şirin gözükmek ve zararsız olduklarını ispatlama uğraşısı içine girmiş olduklarını görmekteyiz. Ahmet Türk ve Aysel Tugluk’ların, lirik aşk mektuplarına benzerlik gösteren metinleri kaleme almaları ve Türk basınına buna benzer açıklamalarda bulunmaları bunun en güzel örneğini oluşturur. Ahmet Türk’ün DTP genel başkanı seçilmesi, yeni süreç hakında bize bilgi vermektedir.
Kürt legal partisi DTP ile kürt ilegal partisi PKK, Kürt ulusal mücadelesini yürütme konusunda bir yetersizlik ve yetmezlik içerisindeler. PKK , Abdullah Öcalan’ın yakalanmasından buyana bir iki silahlı eylemin dışında, ciddi bir örgütlülük içinde olduğu kanısını uyandırmamakta. Ayrıca bir halkın mücadelesini bir iki eylemliliğe sığdırmaya çalışması Kürtler açısından düşündürücü olması gerekir. Ne PKK‘nın sürekli bir gerila örgütlenmesine, nede kendisinin ciddi bir kitle örgütlenmesi olan kent örgütlülüğüne tanık olduk. Diğer yandan DTP‘ deki parlementarizm hastalığı, yani DTP’nin parlementoya girme istencini Kürt özgürlük mücadelesinin yerine ikame etme cabası, Kürtler’in özgürlük mücadelesini, oy örgütlenmesine dönüştürmüştür.
Halbuki Kürtler, PKK ve DTP çift ayağı ile dik ve özgürlüklerine daha yakın durdukları kanısındaydılar. Bu anlamda A. Öcalan’nın yakalanmasından sonra PKK, Kürt özgürlük mücadelesinin ilegal öncü rolünü tam oynayamadı. DTP’de bu mücadelenin legal ayağını oluşturamadı. Kısacası; Kürt özgürlük mücadelesi uzun bir süredir yürümekten çok sürüklenmektedir. Kürt özgürlük mücadelesi kediliğindenci bir özelik gösteriyor, politikasızdır, razı olmuyacak bir sey kalmamıştır. Belki de düşünüyor ama kendi aklıyla düşünemiyor.
Biz parlementoya girmeye karşı değiliz, fakat T.C. parlementosu Kürtler‘in varlığına tahamülsüzdür. PKK’dan daha makul bir çözüm önerisi olan baska bir Kürt örgütü yoktur. PKK’nın çözüm önerisini sindiremiyen bir parlementonun özgür düşünen Kürtler’i sindirmesi imkansızdır. Kürtler’in Ahmet Türk’ten beklentisi Irlanda kurtuluş örgütü Sinn Feien başkanı Gerry Adams gibi davranmasıdır. Fakat Ahmet Türk’ün parlementerliğe duyduğu ilgi Gerry Adams olamasını engeliyor, çünkü Gerry Adams’ın bir çok kez seçilmesine rağmen, milletvekili olmayı red ettmesi, yalnızca onun ne denli erdemli ve cesaretli bir dava adamı oldugunun kanıtı değildir, aynı zamanda parlementer olmanın her şey olmadığının da göstergesidir. Bir halkın özgürlük mücadelesi, parlementoların dar duvarları arasına skıştırılmayacak kadar zengin ve kutsaldır.
Gerry Adams’ın Kürdistan’daki karşılığı Leyla Zana’dır. Leyla Zana’nın suskunluğu düşündürücüdür. Leyla Zana’yı ne hapisle ne de ödül’le susturabildiler. Çünkü Zana özgürlüğüne yalnız düşkün değil aşıktır da ondan. Zana hem Avrupalı‘ları hem de Türk görevli aydınlarını fena bozguna ugrattı.Onların övgüsüne özgürlügünü takas etmeyecek kadar özgür bir Kürt kadını olduğunu gösterdi.
Biz, gene de optimistliğimizden vaz geçmiyelim. Umarım Ahmet Türk ve DTP’nin yeni yönetimi, özgürlüğün örgütlenmesinin tek yerinin parlemento olmadığını anlarlar. Sokaktan gelen özgürlük demokratik ve adildir, sokaklar örgütlenmeden parlementoda çare aramak, karganın ağzındaki peynire bakıp hayel kurmaya benzer. PKK’nin da hep international hava durumuna bakarak bir seyler yapmayı, mücadele vermekle karıştırmasını artık bırakması gerekir. Mücadeleyi bir iki silahli eylemle sınırlandırmaları ve kitle örgütlülüğü diye bir örgütlülüğe ilgi duymamaları düşündürücüdür.
Micheil Gorbacov geçenlerde Türk basınına konuşurken sanki bu Rus atasözünü Kürtler‘e hatırlatıyordu: “Düşün, ama kendi aklınla düşün“. Bence Kürt özgürlük mücadelesinin partileri kendi akılarıyla düşünüp, kendi aklı‘nın eylemini yaptıkları zaman özgürleşecekler. Çünkü kendi aklıyla yalnış ta yapsalar, yalnışını çabuk göreceklerdir. Neden kendi aklıyla düşünmek zorunludur derseniz? Başkasının aklıyla düşündüğün zaman; yalnışlar senin, doğrular da düşündüğün aklın hanesine yazılır da ondan. Benim Kürtler’den bir ricam var „ düşünüyorum, ama kendi aklımla“‘yı şiar edinsinler.
Xaki G. Bargin
xakibargin@yahoo.de