Musa Anter
KERKÜK KAN AĞLIYORMUŞ
Musa Anter
Yaşar Kaya
Kürtler tükeniyor!
Yaşar Kaya
İsmail Beşikçi
“İyi, Doğru, Güzel” Hakkında…
İsmail Beşikçi
Hasan Bildirici
Balon erken patladı
Hasan Bildirici
Aydın Dere
Nazi teşkilatı ve oyalama taktikleri
Aydın Dere
         
.:  Anasayfa |  Yazarlar |  Arşiv |  İletişim |  Künye |  Ana Sayfam Yap |  Sitene Ekle  :.

   ANASAYFA
   GÜNCEL
   SİYASET
   KÜRDİSTAN
   DÜNYA
   KADIN
   YAŞAM
   KÜLTÜR-SANAT
   EKONOMİ
   TEKNOLOJİ
   SPOR
   MİZAH
   KURDÎ
   MEDYADAN
   OKUR KÖŞESİ

Çiroken Klasik



www.kurdistan-post.org
Üye(ler) Çevrimiçi: 0
Misafir(ler) Çevrimiçi: 56

Lütfen buradan kayıt yaptırınız. Kayıtlı olmanız halinde sitenin tüm bölümlerini kullanabilirsiniz.
 
 
RAZİYE ADINDA BİR ANA-Haydar Geçilmez
Posted on Pazar, 06. Temmuz 2008
Topic: Kadın

Nizamettin Taş, 1980-81 yılında Amed’de illegal çalışırken en çok Raziye anadan destek görmüş, Raziye ana da O’nu kendi oğlu gibi benimsemişti.



RAZİYE ADINDA BİR ANA

Haydar Geçilmez

Aramızdan ayrılışını ajans haberlerinden okuduğumda ne hissedeceğimi bilemeyecek kadar bocaladım.

Bir yandan büyük bir trajedinin bir anlamda bitişi, ama esasında çok sevilecek bir insanın bir daha görülmeyecek oluşunun büyük acısı, övgüyle anılacak büyük emeğinin, dirayet ve metanetinin uyandırdığı saygının davranışlarla bile olsa kendisine ifade edilemeyeceğinin hüznü vardı.

Hani çok uzun yaşamışlar için koca çınar derler ya, aslında uzunluğun göreceli bir kavram olduğu burada çok daha nettir. Raziye ana bir yaşama kolay kolay sığmayacak kadar büyük yaşadı dersem bir şeyler anlatabilmiş olur muyum bilemiyorum.

Ama inanıyorum ki O’nu birazcık tanıyanlar benim ne demek istediğimi anlıyorlardır. Tanımayanlara ise çok kısa bir yazıda ne kadar anlatabilirsem o kadar anlatmayı zorunlu bir görev olarak görüyorum.

Raziye Anayı (Çekirge’nin anası olarak)1981 yılının yazından tanıyorum. O zamanlar tanıdığımız birinin adını sormak, zorunlu olmadıkça yanlış bir davranış olurdu. Ben de Raziye ananın adını o zamanlar sormadım ve bilmiyordum. Aradan geçen bunca yıl ilk kez onu kaybedişimizin haberi nedeniyle adını öğrenmiş oluyorum.

O zamanlar 12 Eylül faşizminin ortalığı kasıp kavurduğu günlerde gerilla adaylarını küçük gruplar halinde “Filistin”’e, yani iç savaşın içinde merkezi otoritesi zayıflamış olduğu için özgürlükçü grupların barınmalarına ses çıkarmayan Lübnan’a göndermek için çabalıyorduk. Raziye ana önceleri çok deşifre olmuş olmasına rağmen köyün yakınlarından geçen her gruba yol için lazım bütün ihtiyaçları tedarik etmede büyük bir cesaret ve yaratıcılık sergileyerek hizmet ediyordu. Sonraları yakalanmalar ve ihbarlar nedeniyle yollar kapandığında sahte kimlik yapımında zamanın Hani nüfus memurluğunda çalışan akrabası ile bizim aramızda kuryelik yapıyordu. O zamanlar oğulları Seyfettin ve Alaaddin arandıkları için yurtdışına çıkmışlar, Ferzande ise kısa süreliğine kalacağı cezaevinde bulunuyordu.

İlk zamanlar arada bir sözü geçtiğinde Seyfettin için Çekirge lakabını kullamalarını illegal çalışmanın bir gereği olarak sıradan karşılamıştım. Ama Raziye anayı gördüğümde O’nun japonlara benzeyen yüz yapısını görünce anladım Seyfettin’e neden Çekirge kodunun takıldığını. Çünkü o zamanlar tv’de bir kungfu dizisindeki eğitmen öğrencisine çekirge diye hitap ediyordu. Büyük olasılıkla oradan esinlenerek japonlara benzeyen yüz yapısından dolayı Seyfettin’e de Çekirge kodu uygun bulunmuştu.

Aile reisi, yani bizim Kürtlerin deyimiyle Seyfettin’in babası sağlık memurluğunda çalışıyordu o zamanlar. Temiz yürekli ve saf bir insandı. Raziye ana o kadar tedbirli idi ki çoğu kez illegal çalışmalarda yaptıklarını kedisine söylemiyordu. “Nolur nolmaz, işkence her zaman kapıda, bari sırtına bir de ben ağırlık yüklemeyeyim” derdi. Bir keresinde Seyfettin’in babası yurdışına çıkan guruplardan birinde yer alan Veysi Hantaş’ın durumunu benden sorduğunda Raziye ana bana kaş göz hareketleriyle söyleme işaretleri yapmıştı. Daha sonra bana izahını, “saftır, şimdi gider onlara söyler, başımıza iş açılır bizim oğlumuzu siz gönderdiğniz derler” diye izahta bulunmuştu. Bu kadar tedbirli, ama 12 Eylülün fırtınalı günlerinde ev baskınlarını ve işkenceleri alaya alacak kadar yürekliydi.

Sonraları Ferzande de cezaevinden çıktı ve o da diğer iki kardeşi gibi yurtdışına çıktı. Üç oğlu da evliydi. Seyfettin’in eşi “benim yerim kocamın yanıdır” dediği için üç yaşındaki oğlu ile Suriye’ye geçmişti. O üç yaşındaki küçük çocuk üç yıl öncesinde karşılaştığımda bir delikanlı olarak ve babasının adı Seyfettin’i kod adı olarak alarak gerilla olmuştu

Diğer iki gelini Raziye ananın yanındaydı. Sonraları aile reisinin işkencede katledildiğini, Raziye ananınn iki gelini ile birlikte yalnız kaldığını duymuştum. Suriye’deki gelini, yani Şimdiki Seyfettin’in anası da amansız bir hastalığa yakalanmış ve o da orada vefat etmişti. Büyük oğlu Seyfettin 1986 yılında Botan’da büyük ses getiren bir pusu eyleminde yaşamını yitirdi. Alaaddin ise Amed’de şehir merkezinde eylem hazırlıkları yaparken büyük olasılıkla çok güvendiği bazı tanıdıklarının arkadan hançerlemesiyle ev baskını sırasında vuruldu. Ferzande ise abisi Alaaddin’in intikamını almaya kalktığı için kuraldışı davranışları nedeniyle PKK tarafından afaroz edildi, öylesi bir ortamda yaşamını yitirdi.

Bunları tarih yazmak niyetiyle hatırlatmıyorum. Sadece ve sadece Raziye ananın çektiği acıları ve bende hayranlık uyandıran, her gördüğümde bende büyük bir inanç ve kararlılık abidesi izlenimi uyandıran anayı tanıtmak için yazıyorum. Raziye ana bütün acılara hiç bir ilenme, hiç bir zayıflık belirtisi göstermeden göğüs geriyordu. Üst üste gelen acıları sanki yaşamın daha büyük acıları ve trajedileri varmış gibi tefekkürle karşılıyor, sineye çekiyordu.

Raziye Anayı bir keresinde hapisten çıkışımın ardından 1991 baharında Yeni Ülke muhabiri olarak Vedat Aydın ile birlikte HEP’in Muşta yapılacak olan il başkanları toplantısında bulunmak üzere Lice’den geçerken görmüştüm. Duruşu, karşısındakine büyük cesaret veren konuşma tarzı hiç değişmemişti. “Benim Seyfettin’im şehit oldu ama yerine şimdi Botan bakıyor’ demişti. Botan’ı da kendi ailesinden biliyordu. Çünkü Nizamettin Taş, 1980-81 yılında Amed’de illegal çalışırken en çok Raziye anadan destek görmüş, Raziye ana da O’nu kendi oğlu gibi benimsemişti. Dolayısıyla ‘şimdi Ordumuza Seyfettin’imin yerine Botan komutanlık yapıyor’ derken onu sahiplenmesi, “bakın benim emeklerim boşa gitmedi” der gibi bir paye çıkarması vardı. Haklıydı ve hakkıydı da...

O kısa karşılaşmamızda acılarından hiç bahsetmedi. Sevmezdi de kendi sıkıntılarını ifade etmeyi. Sürekli vermeyi, emek harcamayı ister, öyle konuşurdu karşısındakiyle. Bir kaç ay sonrasında Amed’in içinde İstasyon’un bağlar tarafındaki sebze pazarından Şehitlik semtindeki torununun evine giderken gördüm. Torunu büyümüş, evlenmiş, Amed’e yerleşmişlerdi. Köyde korucular rahat bırakmadıkları için. Ayak üstü hal hatır sorma esnasında ilk ve son kez kendisinden serzeniş anlamına gelecek bir söz duydum. “İsteğimiz arada bir arkadaşlar bize de gelsinler, biraz sohbet edelim. Çok şükür halimiz vaktimiz iyi. Yani maddi bir destek falan istemiyoruz. Sadece bizi unutmasınlar’ demişti. Halimiz vaktimiz dediği de köydeki biraz toprağından ne kadarını korucuların elinden kurtarabilirse ekip biçtiğiydi. Ama o yine de yoksulluktan, yoksunluğun maddi cephesinden söz etmeyi kendi onuruna yedirmiyordu.

On yedi yıl önce bir Amed yazının sıcağında Raziye anayı son kez yüz yüze görmüştüm. Sonrasında hiç bir zaman hafızamdan çıkmamasına rağmen nerede olduğunu, nasıl yaşadığını bilmiyordum. Bir kaç kere torunu Seyfettin’e sorduğumda o da haberi olmadığını söylemişti. Raziye ana unutulmayacak insanlardan biridir. Bundan sonrasında da her Kürdistanlı anayı gördüğümde Raziye anayı hatırlayacağım.

Ben hatırlamayı bir insanlık görevi olarak görüyorum. Elbette sadece hatırlamakla bitmiyor iş. Ama hatırlamak başlangıç için zorunludur. Hatırlamadan insanın yapması gerekeni düşünmesi mümkün değildir. Ama günümüz siyasetçileri, yada bazılarının deyimiyle alışılmış siyasetçi tipi balık hafızalıdır. O hatırlamayı değil, hatırlanmayı bilir. Kendisi hatırlamaz, başkalarının kendisini hatırlatmasını ister. Bu nedenle her kaybettiğimiz büyük insanın ardından bir taziye, bir kaç günlük başsağlığı ziyaretleri ardından unutkanlık gelip yerleşiyor.

O yüzdendir ki daha pek çok, hatta binlerce ve onbinlerce Raziye Zuğurlu, mesela Zeynep Poyraz, Hatice Altun vardır ki günümüzün siyaset tarzında insanların kendisini hatırlatması gerekiyor ya, öldüklerinde hatırlanıyorlar. Ne yazık ki...

Unutmamak lazım. Hatırlanmak için de olsa unutmamak lazım.

Haydar Geçilmez

06.07.2008

haydargecilmez12@gmail.com




Ortalama Puan: 3
Toplam Oy: 2


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:
Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü

En çok okunan haber: Kadın:


Haber Arşivi
Kurdistan-Post Haber Portalı © 2004-2008 Tüm hakları saklıdır.
Sitemizde kullanılan haber ve resimler kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.