|
Türk milli futbol takımına başarılar dilerim. Başarılarınızı seviyorum ama, böyle kutlamanıza katılmıyorum. Sizi böyle görmeyi hak etmiyorum, sizi şenlikleri kutlarken sempatik ve daha güzel görmek istiyorum. Duacı olacaksak eğer, “Tanrı Türkü hoş göstersin !” derim.
TÜRKÇÜLÜĞÜN GEREKÇESİ ( NİSPETÇİLİK)
Düzgün Gökhan
Başarıları kutlamak kadar neşeli şey olmasa gerek …
Başarı, mutluluğun beklediği yere varmak değil midir ? Veya mutlu sonuca kavuşmak !.. (Şahsen ben , başarı gerektirmeyecek mutluluklara daha yatkınım da!)
Öyleyse, başarının sevindirdiği kitlece ortaklaşa eğlenceye dönüştürülmesinden gocunulmaz . Çabayla kazanılmış mutlu skora sevinmek, hakemlerce de tasdik edilmiş bir haktır. Bu hakkı, hak edenler haklı olarak sevinmelidirler. Sevinmezlerse anormaldir.
Başarılarından dolayı Türk milli futbol takımını tebrik ediyorum .
Başarıda şans faktörünün de önemli olduğuna, Türk milli futbol takımının kazanımlarından tanığız tekrardan.
Ne var ki, kutlama niyeti başarının amacıyla örtüşmüyor. Kutlama niyeti futboldan sağlanan başarıdan kopuktur.
Daha isabetli ifade edersek, hiçbir kutlamada niyet yoktur aslında. Niyet başarıdan evvel vardı, sonuca varınca, niyet görevini tamamlamış olarak aradan kaybolur. Yerini gönül şenliğine bırakır.
Siz, bir başarının ardından sevinenlere hiç ”sevincinizin niyeti nedir?” diye, sorulduğuna tanık oldunuz mu ? Ben denk gelmedim. Ama ”neden seviniyorsunuz ?” sorusu, sebebe dönüktür.
Niyet örgütleyen sevinçlere ne derler acaba ?
Bir kutlamaya niyet sızmışsa, sevinç doğallığını yitirerek duru kalmaz, toplumsal sel bulanık akar. Çünkü, amaç mecrada akmak değildir. Bilakis, mecrada taşmaktır.
Başarının mecrası, sevinci, doğal sebepleri kadar taşıyabilir. Bu, nispete dönüşürse mecra dayanmaz. Taşkınlığa yol açar.
Görüntü göz ve mantık alışkanlığını hayrete düşürünce, sevimli olmayan havaya bürünür.
Futboldan sağlanan başarıyı siyasallaştırmak nedir ? Bir duygu mudur? Bilinç midir ? Zevk midir? Eğlence midir ? yoksa, hezeyan mıdır ?
Çeyrek finale kalan sadece Türk milli takımı mıydı?
Hangi Avrupa ülkesi, başarılarını kendi ülkesindeki göçmen Türkler gibi huzursuzluğa büründürdü ?
Ve ne menem bir kutlama geleneğidir ki, Avrupa yerlisinde sempati yaratmıyor ! Oysa, sevinçler sempati yaratır mutlaka. Hakemlerce onanınmış başarıyı kim haksızlığa yorumladı ki ?
Benzer başarıyı Hollanda mili takımı da elde etmişti. Hollanda yerlisinin kutlamaları kimsenin huzurunu kaçırmadı. Futbol başarısı spordan gelen mutluluğa yol açmıştı. Hepsi bu!
Sevinen insanları rahatsız etmeden, nasıl sevindiklerini izlemeyi karakter analizi babında önemsemişimdir. Kutlama kültürü toplumsal karakterin analizi için kaçırılmaz veridir (tutamaktır). Toplumları ve insanları kutlama kültüründen yakalarsanız, gerçekliğe isabet edersiniz.
Dünyadaki futbol kutlamalarının yerleşik geleneğini hepimiz biliriz. Şunu da biliyoruz ki, raşistler sadece Türkiye’de yoktur, dünyanın her toplumunda raşist vardır. Faşizmin akıl hocalığını yapmış ülkelerin milli takımları da bu müsabakalarda maç kazandılar. Kutlamaları antipatiye dönüştürmediler.
Fatih Terim, maç öncesi basın toplantılarında “halkımızı gece saat 2 ye kadar Avrupa sokaklarında arabayla turlatacak skoru hedefliyoruz “demedi, diyemezdi. Medya “gece saat 1’e kadar turlayacakları kadar mı, gece saat 2 veya 3’e kadar gürültülü turlayacakları gibi mi oynayacaksınız ?” türünde, soru yöneltmemiştir. İlk on bir, oyun tarzı ve rakip takımı anlama kapasitesini ölçmeye dönük sorular yöneltmişlerdir, muhtemelen..
Türk halkı, bu kutlamalarla sempati mi kazandı yoksa daha çok antipati mi yaratı ? Bunu cevaplamayacağım …
Yirminci yüzyılın değerlerinden kaçmış bir toplum, yirminci yüzyılın yaratıcıları içinde futbol sevincini siyasallaştırırsa tuhaf algılanır elbette … Bu ülkeler, politikayı spor ve sanat sevincine doğru evirmişlerdir, spor ve sanatı siyasalaştırmayı terk ettikleri salt yarım asır olmadı, üstelik bir Avrupa Birliği oldular.
Avrupa Birliği ülkeleri başarıya bıkmışçasına, sakindirler.
Toplumların ve insanların başarıları sakin karşılama düzeyi onların, mutluluk düzeyini gösterir.
Türklerin kargaşalı kutlamaları neden sebebin dışına taşar ? Neden başarının dışına çıkar ?
Başarıyı çiğneyen, başarıyı ihlal eden sevinçlerin omurgası nispetle oluşmuştur.
Nispet, Türkçülüğün var oluş gerekçesidir. Türkçülük nispetsiz ayakta duramaz. Nispet için gösterecek başarının hacmini şişirerek, içini Türkçülük havasıyla doldurur. Bir penaltı golünü Viyana kapısını yıkabilmişliğe yorar. Çünkü geçmişte o kapıyı yıkamamıştı.
Nispet, başarısızlıkla yansıtılamaz. Mutlaka başarıya gerek duyar. Türkçülüğün karakteristik geleneği olan birincilik hastalığı, itkili başarıya takla atar. Bu başarı müzikte olsun veya başka etkinlikle kazanılsın, içeriğine Türkçülük sokuşturulacak kadar yer bulunursa hemen üflenip şişirilir.
Şunu da biliyoruz ki, başarıya ihtiyaç duyan toplum ve kişilerin başarmadıkları çok şeyleri vardır. Bu açığı kapatma telaşından olacak ki, başarının anlamını abartarak tamamlanmayı umarlar.
Oysa izleyenler veya aynı başarıyı gerçekleştirenler bilir ki, bu başarının hak ettiği kutlama düzeyi bu olmamalıdır. Sanki, başarının kendisine hakaret ediliyor. Bu düzeydeki başarı bu Türkçülüğün düzeyini kaldıramaz.
Bir başarıya hak etmediği kutlama düzeyini yakıştırırsanız, yakışıksız kalırsınız. Başarı ve kutlama arasındaki dengesiz oran, tarihsel başarısızlıkların depreşmesiyle kükremiştir.
Bir golle “dünyaya Türk”ün gücü ispatlanmıştır”.
Haksızca girdiği Anadolu’yu zapt ettikten sonra, yedi düeli dize getiren Osmanlı İmparatorluğundan kalma kırıntılarla kurulan Türkiye Cumhuriyetinin evlatları, kazandıklarıyla kaybettirdiklerini kıyasladıklarında, haksızlıkları saklama gereğini his ederler. Bu gereksinimi üstünlük sağlayarak temin etmeye çalışırlar. Bundan ötürü, nispete hep nispete gerek duyarlar.
Kendine ait olmayanla sevinenler, sevinçlerinde kendilerine ait olduğuna emin değildirler.
Nispet Türkçülüğün ruhsal zırhıdır. Nispet olmadan Türkçülük savunulamaz. Türkçülüğün üstünlük ihtiyacı bundan kaynaklanır. Güncel dünyada elle tutulur üstünlük bulunmadığından, geçmişteki Osmanlı büyüklüğü dillere pelesenk olur. Güncel bir başarı şansa gelirse , fırsatı kaçırılmaz .
“Koşunnnnnnnnnnnnnnnnnnn başarı gelmiştir !”mesajı, cep telefonlarıyla yediden yetmişe topluma iletilir .
Bu başarıyı getiren maç söz konusu edilmez. Futbol nasıl oynanmıştır, oyun zevk veriyor muydu, rakip takımın şansızlıkları neydi ? Bunlar hatta, futbolun kendisi bile önemli değildir, önemli olan başarıdır. Bu başarı uluslar arası patates yarışmasından mı sağlanmıştı beli değil, kutlamaları izleyenler sebebine anlam veremezler. Gördükleri şeyde anlıyorlar ki, Türkler seviniyorlar.
Seviniyorlar ama, nasıl!? Tipik Türk sevinci sergileniyor, nispetle! (Dostoyevski , bu sevinç biçimini Kromozof Kardeşler de iyi betimlemişti )
Nispet, sevinci üstünlüğe büründürmektir. Böylece, sevinç gönül şenliğinden çıkıp bilinçaltındaki kroniye tutunur. Tarihsel bilinçaltı alevlenerek külünü sokağa döker. Özne, elindeki bayrakla sevindiğine inandırmak ister çevredekilerine. Çünkü, bu neşe içsel coşkudan mahrumdur. Çevreyi ne kadar katarsa kendine, o kadar inanır sevindiğine. Yalnız kalsa sevinemez, çünkü sevinmenin doğasından uzaktır.
Nispet çevreyi sevindiğine inandırmaktır. Çevre buna katılmazsa nispetçi, sevindiğine kuşku duyar. Doğal neşe bilinç algısını terk etmiştir.
Çevredekilerin sakin bakışlarına hiddetlenen Türkçü, katılım sağlamayınca sevincini ok gibi batırmaya yeltenir. Sevincini Osmanlı kılıcı gibi rast gele çeker. Sevinmesini bilenler bilir ki, sevinmek böyle değildir. Sevgi dokunan şey değildir.
Neşe kişiyi kendisinden uzaklaştırırcasına bünyeye hakim olur, kişinin üstünlüğüne peşkeş çekmesi de neymiş …!
Bir sevinci doğal anlamının dışına taşırıp Türkleştirmekle paylaşım olmaz. Coşku iğdiş olmuştur, etkisiz kalır böyle.
Dünya toplumlarından eşitlik ruh-satı alamamış ve hoş görü sertifikasından mahrum bir kitlenin kutlamaları ilgi uyandırmaz. Nispete kim alkış çalar ?
Siz sevinmeye yakıştınız mı sevinmekte size yakışır, sevincinizi görenler sizinle sevinir.
Haklılık uğruna mücadele eden Türk arkadaş ve dostlarımın mensubu olduğu bir halkı böyle görmeye sevinemiyorum.
Türk milli futbol takımına başarılar dilerim.
Başarılarınızı seviyorum ama, böyle kutlamanıza katılmıyorum. Sizi böyle görmeyi hak etmiyorum, sizi şenlikleri kutlarken sempatik ve daha güzel görmek istiyorum. Duacı olacaksak eğer, “Tanrı Türkü hoş göstersin !” derim.
Başarılarınızı mutlu toplumlar gibi sakin karşılamanızı umuyorum.
Vatan duygusuyla sevdiğim Hollanda’nın elenmesine üzüldüm . Her Hollandalı gibi bir gün sonra unuttum . Hollanda kupayı alsaydı, gene bir gün sonra unutacaktık. 20. yüzyılı doyasıya tatmış bir toplumun mutluluğu, bir maçtan gelecek başarıya minnet duymaz. Hoş görüyü siyasallaştırmış ender bir ülke olarak Hollanda, yenilgiyi horlamadı.
Rusya izleyenlere harika bir futbol zevkini tattırdı.
Toplumsal alt üst oluşun şokunu geride bırakmanın makul davranışlarıyla centilmence oynadılar.
Rusya’nın maçlarını izlerken , Livorpool’un oynadığı estetikte zevk aldım. Avrupa Kupasındaki favorim Rusya’dır.
Rus Milli takımına başarılar diliyorum.
candost1@live.nl
|