|
İki gözüm, benim namus cinayetimi kurcalama. Bak üzerinden yedi yıl gibi uzun bir zaman geçmiş. Onaltısında girdiğim cezaevinden yirmisinde çıktım. Allah şükür evlendim; elinizden öper, bir yaşında kızım var. Şimdi huzurluyum, başım dik, ben girince kahvedekiler sırtını dönmüyor artık.
Namus cinayeti böyle işlenir
Hasan Bildirici
İki gözüm, benim namus cinayetimi kurcalama. Bak üzerinden yedi yıl gibi uzun bir zaman geçmiş. Onaltısında girdiğim cezaevinden yirmisinde çıktım. Allaha şükür evlendim; elinizden öper, bir yaşında kızım var. Şimdi huzurluyum, başım dik, ben girince kahvedekiler sırtını dönmüyor artık. Cuma namazlarına alnım açık gidiyorum. Oyun arkadaşlarımdan orospu bacılı diyen yok.
Abim ne günlerdi o günler! Davam bile gözümde kapkara yılandı. Bacım olacak o orospuya ben dedim:
"Bu Kasım itin tekidir. Seninle oynar. Aha bir kaza, bir terslik!"
Orospu bacım dinlemedi abim. Ben çarşıya, o bağ yoluna. Bak benim de davam oldu, bağ yolunda ben de buluştum. Ama herkesin namusu kendinedir. Şimdi rahatım, başım dik, alnım açık.
Anamın suçu. Kızının şişmiş karnını yedinci ayında fark edebildi anam. Orospu bacımın başını saçından tutup dizlerimin arasına aldım:
"Söyle!" dedim.
Söylemedi abim.
"Kız Kasım'mı?" diye sordum.
"Evet o, biz evleneceğiz," dedi.
İşte o an feleğim şaştı. Orospu bacımı fırlatıp attım. Koştum, tarlada yakaladım Kasım'ı. Ne bıçak, ne silah var üstümde. Bir taş alıp üstüne yürüdüm. Kollarımdan tuttular:
"Ulan Kasım'!" dedim. "Bunu senin yanına bırakırsam.!"
Küçük olduğumu bağırdı bana. Bacınla evleneceğim dedi. O benim davamdır dedi. Böyle davalık mı olur abäm.? Evlenmeden tecavüz olur mu? Kasım kaçtı, gizlendi. Haber saldık, gelsin kızı alsın dedik. Kanlı Derede pusumuzu attık. Namusuz sezmiş. Gelmedi kahpe analı.
Benim ahmak anam 7.ayında anladı abim. Bir ana kızının o halini nasıl görmez? Babam olacak puşt:
"Kızını öldürmek bize yakışmaz, çekip gitsin buralardan," dedi.
Temizlenmemiş bir namus bizde sokağa salınmaz abim. Orospu bacımın odasına tabanca koydum, kendini vurmadı. Tabağına zehir doldurduk; üç gün bekledik, içmedi. Tavana ip astım, boğazına geçirmedi. Ben ne yapayım abim? Cami önünde üç adam tükürdü yüzüme. Kahveci çay vermedi. Çıldırdım, kendi evimin camlarını kırdım. Babam başını alıp gitti. Tırnaklarımı anamın yüzüne gömdüm. Sen söyle abim, bir ana kızının karnının şiştiğini nasıl görmez?
Piç de doğmak üzere iki gözüm. Ne kadar ağırlık kaldırttımsa düşmedi, karnını tekmeledim yine düşmedi. Piç yedi canlıdır abim. Ölmez. Orospu bacımın ruhuna şeytan girmiş bir sefer, o da ölmez.
İşte böyle abim. Bir sabah bacımın odasına girdim. Aç, susuz, perişan... Yüzü, gözü, entarisi toz toprak içinde. Ölü gibi bakıyor abim, ama ölmüyor:
“Gülizar,” diye seslendim yumuşak bir sesle.
Gözleri ışıldadı. Bak ablamdır, sevdi beni hep. Yanına gittim. Elimi tuttu. Yüzümü okşadı. Dağınık saçlarımı kulağımın arkasına itti.
“Gülizar ablan sana kurban olsun!” dedi.
Yanına oturttu. Başımı memelerine bastırdı. O an karnındakini hissettim abim. Yılan yavrusu gibi bakıyordu bana:
“Bunu neden yaptın?” dedim. “Bizi rezil ettin.”
Sarsılarak ağladı. İşte bir o an ablamın kokusunu aldım. Bozkır kokardı abim. Nergiz ve yarpuz kokardı:
“Evimizin erkeği,” dedi bana. “Sen benim kardeşimsin, ağamsın.”
Akşamdı; Dicle’den taraf güneş ve kurumuş toprak kokusu geliyordu:
“Seni bu puşt yerlerden alıp götüreceğim,” dedim. “Git, şehirlerin kalabalığına karış.”
Onaltısındayım abim. Namus davasında kafam cin gibi çalışır:
“Beni bırak gideyim,” dedi bacım. “Şehirlere giderim, başka kasabalara giderim. Siz de kardeş katili olmazsınız.”
Üstünü değiştirdi, bohçasını aldı, akşamın karanlığını bekledi. Anam elini vermedi giderken. Sütüm haram olsun, dedi bacıma. Köyü iki hırsız gibi geçtik. Bacımın beni sırtında taşıdığı bozkırlarda uçtuk sanki. Dicle kenarına saptık. Şose yoldan uzaklaştığımızı orospu fark etti. Yön değiştirmek istedi. Kolunu tuttum. Anladı abim, ama itiraz etmedi.
Dicle az aşağımızda pırıl pırıl akıyordu. Serin yaz akşamı çarpıyordu suratlarımıza. Ablam uçurumun biraz gerisinde oturdu:
“Böyle bir şey yapmayacaktın,” dedim. “Adımızı namussuza çıkarmayacaktın.”
Uçurumdan atlasın diye bekledim abim, ama atlamadı:
“Ne yapacaksan yap!” dedi. “Ablan sana kurban olsun!”
Karmakarışığım o an. Ablam beni kayalıklara çarpacak güçteydi. Saçlarından tuttum, ayaklarıma sarıldı. İtse, uçurumdayım; ama itmedi: Yanına oturdum. Gelip başını dizime dayadı:
“Seni öldüreceğim,” dedim. “Seni öldürmek zorundayım.”
“Karnımdakine acı,” dedi. “O günahsız bir yavrudur.”
“O piçtir!” dedim. “Sen de orospusun.”
Ay neden o kadar parlıyordu abim? Gündüz gibiydi. Dicle’nin ışıklı suları ablamın gözyaşlarıyla ıslattığı suratında oynaşıyordu:
Biraz bekledim. Bacımın Kürtçe ağıtının bitmesini bekledim. Başındaki eşarbı çıkarmama itiraz etmedi. Yere oturmuş gövdesini kendime doğru çektim. Eşarbı boynuna doladım. İtiraz etmedi abim, ses çıkarmadı. Bileklerime gömülü tırnakları sadece acı verdi, boynunu kurtarmak için uğraşmadı. Sonra gevşedi elleri. Baldırıma düşen baştan bir hırıltı, derin bir ah işittim. Üstüm ıslanmıştı abim. Pantolonumun baldırdan bacağa kadar olan kısmındaki yapışkan ıslaklıkta neydi?
Çakmak yakıp baktım. Ablamın ölürken altına işemiş olduğunu düşündüm. Korkuyla kalktım. Ölüp ölmediğini anlamak için çakmağı bir daha yaktım ablamın yüzüne. Gözleri açık, dili dışarıdaydı. Kaçıyordum ki, bir bebek çığlığı abim? Ben sana dedim, piçtir, ölmez. Ablam ölürken piçini salıp gitmiş.
Geri geldim. Ablamın geniş pazen donunda bir kıpırtı. Bebek zırlaması... Bir zulüm bu abim? Kalamaz mıydı orospunun karnında!
Uçurumun kenarındayız abim. Aşağısı sivri kayalıklar. Ablamın ağır ölüsünü donunda ağlayan piçiyle birlikte uçuruma sürükledim. Aklımda kalan, sivri kayalıklara çarpan ölü gövdedeki bebek çığlığının bıçak gibi kesilmesidir abim.
Koştum, bozkırı bir solukta geçtim. Namusumu temizlemiştim. Sabah çayını teslim olduğum karakolda içtim. Cezaevinde saygı gördüm. Dışarıda saygı gördüm.
Şimdi evliyim abim. Ellerinizden öper, karımın sürekli benden kaçırdığı bir kızım var. Orospu bacımın mezarını çiçeklerle süslemiş bazı kadınlar. Üstüne beni lanetleyen yazılar iliştirmişler. O gün üç kız dağ yolunda beni taşladı. Kasım aklını yitirdi. Ben namusumu temizledim abim. Cami çıkışında, kahvelerde saygı görürüm. Karım korkuyor benden. Ben korkulacak biri miyim abim? Sen söyle iki gözüm: Kim ister sırtında büyüdüğü bozkır kokulu bacısını boğmayı?
Ben boğdum abim
Ben...
08.06.2005
bildiricihasan@hotmail.com
|