Eren Keskin: Türkiye’de iki şey görünüyor: Milliyetçilik-militarizm ve erkek egemenlik. Her maça İstiklal Marşı’yla başlanmasının bir gereği olduğunu sanmıyorum. Ölümlere tepki gösterilebilir ama bu, savaşa, militarizme tepki göstermek şeklinde olabilmeli. Bu topraklarda sadece Türkler yaşıyormuşçasına her maçta Türklük yeniden üretiliyor.
"Futbol bir halk sporudur " Eren Keskin'in içindeki Cimbom aşkı bambaşka!/Radikal-Kitap
Eren Keskin’in ismi daha önce Galatasaray’la, Galatasaray Postanesi önündeki eylemler vesilesiyle aynı cümlede geçmiştir ancak. 301’den yargılandığı dava sürerken, kendisiyle 3-1’lik Galatasaray-Bordeaux maçının konuşulabileceği ancak yakınlarının aklına gelmiştir. İnsan hakları aktivisti, avukat Eren Keskin’le bu kez sadece Galatasaray’dan ve futboldan konuştuk. Futbol asla sadece futbol olmadığından, altından memleket de göründü haliyle...
Ne zamandan beri Galatasaraylısınız? İçine mi doğdunuz, sonradan mı oldunuz? Benimki futbolla, sporla çok ilgili bir ailedir. Anneannem de, dedem de koyu Galatasaraylıydılar. Anneannem kimya mühendisiydi. O yıllarda kadınlar futbolla pek ilgilenmezlerdi. Çocukları da Galatasaraylı olmuş haliyle... Dayılarımdan biri, Yiğit Ayaşlıoğlu, milli voleybolcuydu, Galatasaray’da oynamış yıllarca. Ben kendimi bildiğimden beri Galatasaraylıyım.
Evde sohbeti olur muydu, maçlar takip edilir miydi? Tabii. Biz küçükken televizyon yoktu ama radyodan takip edilirdi. Annemin anneannesi vardı, ‘küçük anneanne’ derdik ona, o da Galatasaraylıydı. Maç olduğunda kardeşimle birlikte, “Haydi küçük anneanne, tespih çek” derdik. O sırada biz de etrafında dolanır, ellerimizi açıp dua ederdik ‘Allah’ım n’olur Galatasaray kazansın’ diye. Sonra annemin kuzeninin eşi, Kafa Arif diye bilinir, o da Galatasaraylı meşhur bir futbolcudur.
‘Beni hep kaleci yaptılar’ İlk maça ne zaman gittiniz? Aslında bir kez gittim. 15-16 yaşlarındaydım. Erkek kardeşim benden bir buçuk yaş küçüktür, evdekilere zorla kabul ettirip gittik. Kimle oynadığını hatırlamıyorum. O zamanlar mini etek çok modaydı, ben de pek severdim, giyerdim. Neyse, Galatasaray üç gol atmıştı, üçünde de arkamızda oturan adam sarılıp beni öpmüştü. Kardeşim çok bozuldu, “Bir daha seninle maça falan gitmem” dedi. Bir daha gitmedim, sonradan solcu olduk çünkü. Ama futbolun hep akıl gerektiren bir oyun olduğunu düşündüm. Erkek egemen toplum yüzünden belki, kadınlar futbol sevmez, sevmemeleri gerektiğini düşünürler. Oysa ki nasıl din ya da siyasi bir düşünce insanları örgütlemek için önemli referanslarsa, bence futbol da öyle. Bütün faşizmler futbolu çok kullanmıştır ama neden sosyalistler, demokratlar, liberaller kullanmaz, anlamam pek.
Özellikle solcular küçük gördüğü için mi? Evet, sosyalistler hep yüksek siyaset yapma peşinde koştuklarından, halka ulaşmanın en kolay yolları çok kolay atlanabiliyor. Mahallelere gidilmez, siyaset toplantılarda, panellerde, içki sofralarında yapılır. Mesela futbol maçlarında milliyetçilik olağanüstü örgütleniyor ama bu, futbolun suçu değil. Bunu örgütlemeyi, kullanmayı akıl eden bir kesim var. Maçlara toplu halde gidilip kardeşlik mesajları verilebilir. Milliyetçi pankarta karşı kardeşçe bir pankart açılabilir. Bir de basketbol, voleybol gelir düzeyi daha yüksek insanlar tarafından izlenir, futbol daha halk sporudur. Fakir aile çocukları da futbol oynar, zengin çocukları da. Küçük görülüyor işte. Etrafımdaki kadınlar da ilgilenmeme şaşırıyor, zaten futbol konuşabileceğim bir kadın arkadaşım var, o da Almanya’da yaşıyor. Neyse ki erkek arkadaşım da Galatasaraylı ve futbolu çok seviyor. Aslında bu da özel bir durum çünkü bizim camiadaki, işte solcu diyelim, entelektüel diyelim, erkekler de futbolu sever ama gizli gizli... Magazin gibi. Herkes magazin izler, ama aksini söyler ya. Benim hiç böyle şeylerim yok.
Siz hiç oynamak istediniz mi? İstedim. Lise yıllarımda Dostluk Spor yeni kurulmuştu; kadın futbol kulübü... Yakın bir arkadaşım oynuyordu da. Fakat işte ben lise ikide birden radikal bir solcu oldum, bodoslama daldım. Onun dışındaki her şey kötüydü, yani hep birtakım biçimler, kurallar üzerinden solcu olduk. Aslında oynamayı çok isterdim.
Daha küçükken mahallede erkeklerle falan oynamadınız mı? Çocukluğum Bursa’da geçti. Erkek kardeşim oynamazdı, ben oynardım. Beni kaleci yaparlardı, belki kız olduğum için. Aileyle ilgili sanırım. Annem benden çok bilir futbolcuları. Çocukları gibi konuşur, “Ay Arda ne şeker çocuk” diye, maçları konuşa konuşa izlerler. Geçen hafta Almanya’da olduğum için şampiyonluk maçını izleyemedim. Arıyorum onları sürekli durumu öğrenmek için; babam “Bizi meşgul etmesen, maç var” falan dedi.
Sezon sezon futbolcu, skor falan hatırlar mısınız? Yok, öyle hafızam yoktur. Onları kardeşim iyi bilir.
Sizin Galatasaray kimliğiniz de Fenerbahçe nefreti üzerine kurulu mudur biraz? Fenerbahçe’nin yabancı bir takımla maçı varsa, yabancı takımı tutarım tabii. Nedense öyle bir şey var. Beşiktaş kardeş takım gibidir. Fenerbahçeliler çok kızabilir, ama biz ‘Fenerbahçe derin devlet takımı’ deriz. Beşiktaş halk takımı, Galatasaray da aristokrasinin takımı... Öyle derler işte. Ben bir de maçları politik açıdan izlemeyi severim. Mesela İspanya ligini çok seviyorum. Real Madrid’in her maçında karşı takımı tutarım, çünkü kralın ve sağcıların takımı. Atletico Madrid daha halkçı bir takım. Barcelona’yı Katalanların olduğu için seviyorum. Atletico Bilbao’yu da Basklıların takımı olduğu için... İtalya’da Roma’yı tutarım.
Evinizde toplu izlemeler oluyor mu? Tabii, Lig TV var. Önemli maçlarda arkadaşlar gelir, tezahüratlar falan...
Bir uğurunuz var mı? Tamer diye bir akrabam var, çok da iyi arkadaşımdır, onunla birlikte izlediğimiz maçlarda Galatasaray hep kazanır. Uğurum, Tamer yani...
Şampiyonluklarda sokağa çıkar mısınız? Mesela 88 şampiyonluğunda ne yaptığınızı hatırlıyor musunuz? 15 yıl sonra ilk şampiyonluk... Tabii, ailece sokağa çıkmıştık. Ama yakın zamanlarda pek çıkmadım. 18 yıldır insan hakları hareketi içindeyim, şampiyonluk turuna çıkamamamla, maça gidemememin sebebi aynı aslında. Bazen insanlar tanıyor, çekinmek değil, ama öyle bir durumda ters bir şey olması ihtimalini istemiyorum. Ama Almanya’da olmasaydım, bu yıl dayanamaz çıkardım.
‘Magazin de izlerim, futbol da’ Ülkelerin insan hakları karneleri sahaya, oyuna, futbolculara, seyirciye nasıl yansır? Türkiye’de iki şey görünüyor: Milliyetçilik-militarizm ve erkek egemenlik. Her maça İstiklal Marşı’yla başlanmasının bir gereği olduğunu sanmıyorum. Ölümlere tepki gösterilebilir ama bu, savaşa, militarizme tepki göstermek şeklinde olabilmeli. Bu topraklarda sadece Türkler yaşıyormuşçasına her maçta Türklük yeniden üretiliyor. Ama tersi hiç yapılmadı ki, denenmedi ki. Benim bildiğim, bir Çarşı grubu var Beşiktaş’ın böyle söylemler üretebilen. Bir de tabii her şey kadın cinselliği üzerinden üretiliyor. Futbolcuların birbirlerine yaptığı hareketler, seyircilerin hakeme tezahüratları... Türkiye’nin iki temel problemi stada çok yansıyor. Şiddeti çok içselleştirmiş bir toplum olarak şiddeti de görüyoruz tabii ki. Afrika ligi maçlarını izledim geçen yıl; şaşırıyorsunuz, hiç şiddet yok. Beyazların maçlarında bütün dünyada var ama. Belki kadınların futbol oynamamasının, futbolla ilgilenmemesinin payı var. Kadınlar futbol işine girse başka olur bence.
Maç sonrası yorumları izliyor musunuz? Tabii, NTV’de Hıncal Uluç’ların programını hiç kaçırmam. Dışarıdan nasıl görünüyoruz bilmiyorum, çok radikal işlerle uğraşıyor gibiyiz ya, yok bunlar devlet karşıtı, yok bunlar böyle, aslında hayatla ilgili her şeyle ilgiliyim ben. O yüzden bunları size anlatmak çok hoşuma gitti. 11 yıldır cinsel işkence gören kadınlara avukatlık yapıyoruz. Sıradan avukatlık gibi değil bu, çok hissederek yapıyoruz bir de. Öyle travmalar yaşıyoruz ki, bazen eve gidiyorum, magazin de seyrediyorum, futbol da.
Futbol basınını takip ediyor musunuz? Yazılı basını çok değil. Beş-altı yıl önce Fanatik’te sanırım, Şenay Düdek’in yazdığı bir yazı vardı. Antalya’ya bir otelin açılışı için mi ne gitmiş, çok yakışıklı bir genç onu karşılamış. “Türk olduğum için gurur duydum. Çünkü askerden yeni gelmişti ve boynunda öldürdüğü teröristin kulağı asılıydı” yazmış. Böyle bir şey yazabilmesine inanamadık. Suç duyurularında bulunduk, Basın Konseyi kınama verdi, sonra yanlış anlaşıldığını söyledi falan. Bu bir örnek tabii, ama o gazetelerdeki manşetlerin de statlarda olup bitenin bir yansıması olduğunu düşünüyorum. Seyrettiğimle kalmak daha iyi.
Cimbom’u seveni sevenler Cezaevindeyken maçları nasıl takip ettiniz? Cezaevinde kadınlar daha çok voleybol oynuyor, erkekler kendi aralarında maç yapıyor ama solcularla Kürtler hiç izlemiyor. Kürtler sadece Galatasaray maçlarını belki... Televizyondaki maçlara da tabii ki cezaevi yöneticileri karar veriyor. Açarlarsa seyrediyorsunuz. Sonunda bir yer buldum, ben sürekli Türk filmi izliyordum. Çok özlemiştim futbolu, kimin maçı olursa olsun izlemek istiyordum.
Herhangi bir Galatasaray galibiyetinde Güneydoğu’da bulundunuz mu hiç? Başka türlü bir coşku oluyor ya... Evet. Yılı hatırlamıyorum; Ünal Erkan, OHAL valisiydi. Diyarbakır’dayım, üstelik Diyarbakırspor-Galatasaray maçı var. Kupa maçıydı belki... Ünal Erkan da maça gitmiş, bildiğim kadarıyla o da Galatasaraylıdır. Ben bir duruşma yüzünden gidememiştim, sonra anlattılar, bir pankart açmışlar: ‘Cimbom seni seviyoruz, seni seveni de seviyoruz’ diye... Çok zekâ isteyen bir pankart... Akşam da acayip gösteri olmuştu Galatasaray için. İlginçti. Abdullah Öcalan’ın da Galatasaraylı olmasının etkisi ne Kürtlerin Galatasaray sevgisinde? Eh, çok tabii ki.
Milli maçları izler misiniz? İzlerim. Bazen Türkiye’ye, devlete kızdığımda ‘Karşı takımı tutacağım’ diye başlıyorum ama sonunda dayanamayıp dönüyorum.
Metin Kurt, Hagi, Yasin ve İbrahim Kaypakkaya
Ayrıcalıklı olarak sevdiğiniz oyuncular var mıdır? Hep haksızlığa uğradığını düşündüğüm Metin Kurt var. Bazen rastlaşıyoruz, o rakı içer, oturur ben de bir kadeh içerim. Çok yalnız bırakılmış bir adam. İktidar ilişkileri çok belirleyici her yerde, hep çoğunluktan yana olmalısın. O bizden 10 yaş kadar büyüktür, çok da iyi bir oyuncu olarak hatırlarım onu. Bir de Gökmen’le Yasin diye iki kardeş vardı. Ben Yasin’e âşıktım. Benim duvarlarımda İbrahim Kaypakkaya’yla Yasin’in resimleri yan yana asılıydı. Komik bir kızdım yani. İlk genç kızlığımda, “Çocuğum olursa adını ya Yasin, ya Gökmen koyacağım” derdim. O kadar yani... Metin Oktay’ı severdim tabii ki... Bir de bundan önceki teknik direktörümüzün adı neydi? Ben adamcağıza hep Bukowski diyordum, ona benzetiyordum, şimdi gerçek adını unutmuşum. Onu çok seviyordum.
Hagi? Aaa, tabii ki! Bir de şimdi gelecek falan diyorlar çok heyecanlıyım. Hagi çok evimizden biri gibi. Fatih Terim’e kendimi ne kadar uzak hissediyorsam, Hagi’ye de o kadar yakın hissediyorum. Belki yukarıdan bakmamakla, eşit ilişkiler kurmakla ilgili.
Metin Kurt’la nasıl tanışmıştınız? Kaç yıl oldu hatırlamıyorum. Uzaktan ben onu tanıyordum, bir gün o geldi yanıma, beni takip ettiğini söyledi, ÖDP Belediye Başkan adayı oluşunu falan anlattı. Oturduk, sohbet ettik, çok mutlu oldum. Hiç hak etmediği bir hayat yaşadığını düşünüyorum. Ben onu futbol konuşurken hiç görmedim, hep siyaset... Dünyanın her yanında futbol sermayeyle, iktidarla ilişkili... Futbolcuların siyasi görüşleri yüzünden de haksızlığa uğradığını düşünüyorum. Futbolcuların sosyal haklarından, sendikalaşmasından bahsedenlerin sayısının az olacağı kesin de, Metin Kurt dışında kimsenin çıkmaması çok tuhaf değil mi? Ki onun zamanından daha da vahşi şu anda her şey...
Öyle, fakat toplumumuzda genelde örgütlülük fikri az. Anlık bakmayı seviyorlar. Örgütlere güven de yok. Doğru birey olmadan doğru örgüt de kurulamıyor.
|