Musa Anter
KERKÜK KAN AĞLIYORMUŞ
Musa Anter
Yaşar Kaya
Ordunun darbe geleneği
Yaşar Kaya
İsmail Beşikçi
“İyi, Doğru, Güzel” Hakkında…
İsmail Beşikçi
Hasan Bildirici
PKK-DTP karışması
Hasan Bildirici
Aydın Dere
Türk milliyetçiliğinin intiharı
Aydın Dere
         
.:  Anasayfa |  Yazarlar |  Arşiv |  İletişim |  Künye |  Ana Sayfam Yap |  Sitene Ekle  :.

   ANASAYFA
   GÜNCEL
   SİYASET
   KÜRDİSTAN
   DÜNYA
   KADIN
   YAŞAM
   KÜLTÜR-SANAT
   EKONOMİ
   TEKNOLOJİ
   SPOR
   MİZAH
   KURDÎ
   MEDYADAN
   OKUR KÖŞESİ

Çiroken Klasik



www.kurdistan-post.org
Bütün Üyeler: 814
Bugün üye olanlar: 0
Dün üye olanlar: 2
Üye(ler) Çevrimiçi: 1
Misafir(ler) Çevrimiçi: 55

Lütfen buradan kayıt yaptırınız. Kayıtlı olmanız halinde sitenin tüm bölümlerini kullanabilirsiniz.
 
 
Hewler 16 Mayıs'ta kan ağlıyor
Posted on Perşembe, 15. Mayıs 2008
Topic: Güncel
Hewler bir kaç tedirgin bekleyiş gününün ardından, 16 Mayısta bir insan avına tanık oldu. Aynkawa semtindeki Welat Gazetesi çalışanlarından dört bayan, sahip oldukları tek el bombasını aralarına koyarak "teslim olmaktansa ölmeyi" tercih ederler. Benzer akibeti hastanede yatan yaralı ve hasta PKK savaşçıları da yaşar.

HEWLER HER 16 MAYISTA KAN AĞLIYOR!

Haydar Geçilmez

Hewler haketmediği bir yükün altında tutulduğu, istemediği bir sırrı taşıdığı için hırsından kan ağlıyor.

Hewler, ikibinli yılların özlenen ilk Kürt başkenti olarak büyük gururu yaşıyor ve yaşatıyor. Ve hergün gelinler gibi süslenircesine, gelinlik giyer gibi yeni bir görünüme bürünürken, bir yandan yapılan yeni binaları, bir yandan modern bir şehrin altyapısına kavuşması için her yerinin kazılmasıyla yoğun bir faaliyetin alanı oluyor. Diğer yandan kupkuru bir arazide yeşil bir vaha gibi hayatın tüm boyutlarının boy verdiği bir şehir olarak büyük coşkuyu yaşıyor.

Ama özellikle bu gün içi kan ağlıyor. Ve bu ağlama bir gelinin bir yandan baba evinden ayrılışının hüznü ile diğer yandan yeni bir yaşama başlamasının sevincinin karışımı türünden değil. Tümüyle ve saf olarak büyük bir acının, büyük bir utancın ve büyük bir tarihsel yaranın dışa vurumudur.

Hewler'in yüreğinden, kendisine 1997 yılının 16 Mayısında yaşatılan ve hala bir sır gibi taşımasına zorlanan acıların göz yaşları kan gibi, öfke gibi, ağıt gibi akıyor.

Hewler, 16 Mayısta Aynkawa semtinde ve şehrin bir çok yerinde insan avına çıkanların kendilerinde patlatacakları bombasından başka birşeyi olmayanların katledilmesine ve on bir yıl geçmesine rağmen bu utancın üstünün örtülmeye çalışılmasına ağlıyor.

Hewler kendi insanlarının kanıyla, canıyla Kürdün ve Kürdistan'ın valığı için yaşamını vermeye hazır insanların katledilmesi kadar onca yıldır mezarlarının bile bilinememesine ağlıyor.

Yaralıların, silahsız gazetecilerin ölümü kadar bunun Kürdlük adına vukubulmasına ve hala kırılan kolların yen içinde kalması için beyhude, devekuşu türünden bir çabanın sürdürülmesine ağlıyor.

Evlerimizin en ücra köşesinin bile İsrail ve Amerikan uyduları tarafından hiç bir mahremiyet bırakmayacak biçimde gözleniyor olmasına rağmen kendi utancımızı saklamak istercesine ölenlerin ruhlarını isimsiz ve toplu gömüt çukurlarına hapsetmemize ağlıyor.

Çünkü bundan onbir yıl önce yine bir 16 Mayısta, yani baharın en güzel zamanlarında PKK ile KDP arasındaki gerilimin dağdaki uzantısı Hewler'de peşmergelerin tek savunma araçları yaşamları olan insanları etkisiz hale getirmek adına öldürmesine yol açmıştı.

Ama KDP kadar bu sonucu bile bile, kendileri yaşamlarını güvenceye alma bir yana tüm güdülerini bütün boyutlarıyla tatmin için uğraşan o zamanın özellikle alanın sorumluları olan PKK yöneticileri Nizamettin Taş ile Osman Öcalan'ın "teslim olmak yok, direneceksiniz" talimatını ölmekten başka direnme araçları olmayan Kürt özgürlükçülerine vermiş olmaları da bu kan göz yaşlarının nedenidir. Bizzat Nizamettin Taş'ın kendisi gerginlik başlayınca şehirden en emin yere kendini atarken şehirde bıraktığı yaralılara ve savunmasız basın çalışanlarına bu talimatı vermiştir.

Elbette “direnmek yaşamaktır” şiarı özgürlükçü Kürdlere yol gösteren temel doğrulardan biridir ve Beritanlaşma bu temelde kutsaldır. Ama Beritan, elinde silahı, özgür dağlara sırtını dayamış olarak son mermisine kadar doğru bildiğince savaşmış, en son mermisi de bittiğinde yaşamını direnişin katığı yapmıştır. Oysa Hewler hastaları, yaralıları ve basın çalışanlarının ta baştan direniş adına yaşamlarından başka ellerinde hiç bir imkan yoktu.

Ve daha da acısı bu emri verenlerin, bugün bu yarım kalan yaşamların sorumluluğunu zerre kadar hafızalarında tutmadıkları bir yaşam tarzı ve tutum içinde olmalarıdır.

İnsan hafızasının bu kadar unutkan, insan vicdanının bu kadar insafsız olması nasıl mümkün olabiliyor?

Bunu Hammurabilerin, daha da ötesinde Sümer rahiplerinin toplumu yönetebilme adına farklılıkları tek renk haline getirmek için yaptıklarının bir devamı saymak yeteri kadar açıklayıcı olur mu? Yeterli olsa bile yüreklere zerre kadar ferahlatıcı etki yapabilir mi?

Evet herşey aniden ve beklenmeyen biçimde, bir deprem, bir sel, bir tufan gibi olmadı '97 16 Mayısında..

Hewler bir kaç tedirgin bekleyiş gününün ardından, 16 Mayısta bir insan avına tanık oldu. Aynkawa semtindeki Welat Gazetesi çalışanlarından dört bayan, sahip oldukları tek el bombasını aralarına koyarak "teslim olmaktansa ölmeyi" tercih ederler. Benzer akibeti hastanede yatan yaralı ve hasta PKK savaşçıları da yaşar. Hasan Oğaç gibi Kürdlüğün bitimsiz direniş savaşçısı, müthiş bir inanç ve dava adamı, Hewler sokaklarındaki sürek avında yaşamını yitirir.

Sonra Aynkawa semtindekiler başta olmak üzere öldürülenlerin ve ölmelerine neden olunanların cenazeleri günlerce oldukları yerde kalır. Ta ki mahalle sakinleri şikayet edene ve yine peşmergelerin adeta cenazeleri utançlarını gizlemek istercesine alel acele ve hiç bir belirti bırakmamacasına topluca çukurlara gömdükleri zamana kadar orada kalırlar.

Üzerinden geçen yıllarda Hewler çok değişti ama sırtına yüklenen utancın ve çektirilen acının biraz da olsa dinmesi için en küçük bir şey yapılmadı. Gömü yerlerinin bir kısmı düzlenerek park yapıldı, bir kısmı unutturuldu. Ama bu yerler hiç bir zaman hafızalardan silinmeyecek şekilde halen PÇDK şehitler kurumunun arşivlerindeki kamera kayıtlarıyla tesbit edilmişti. Bu kamera kayıtları olmasaydı bile bu sırrı gizleme gafletindekilerin bilmesi gerekir ki insan hafızası bir gün mutlaka bu tarihsel sırrı kendilerinin değilse bile ardıllarının suratına vuracaktır. Tıpkı kendilerinin şimdilerde Saddam soykırımının kurbanlarının yerlerini birer birer tesbit ederek ruhlarını huzura erdirmek çabaları gibi, bir gün mutlaka Hewler katliamının kurbanlarının ruhları da seslerini duyuracaktır.

Hiç bir kanıt olmasa bile ölenlerin ruhlarının çığlıkları, uzak bir gelecekte de olsa bu olayın sorumlularının yakasına yapışacaktır.

Ve üzerinden onbir yıl geçmesine, Hewler bir başkent olmasına rağmen bu utanç gizlenmektedir.

2005 baharında Kongra Gel yöneticilerinin "kendi şehitlerini bir şehitlikte toplama" istemine KDP yöneticileri, "henüz bu olayla yüzleşmeye hazır" olmadıkları gerekçesiyle yine belirsizliğe ve belki unutulur diye geleceğe bırakmıştır.

Bu utanç ne zamana kadar gizlenecektir peki?

Bir can, bir ruh kendi utançlarıyla yüzleşmeden iç dünyasında rahat, kendisiyle barışık olabilir mi?

Bu utançla yüzleşmeden ulusal birlik yolunda sağlıklı bir adımın atılması mümkün müdür?

Herşey bir yana Kürdlüğün varlığı yolunda ve Kürd eller tarafından yaşamları yarı yolda bırakılan bu canların ruhlarının ızdırabı biter mi?

Yoksa herkes yaptığı ve her ölen yaşadığıyla mı kalacaktır?

Böyle birşey mümkün müdür?

Eğer böyle düşünüyorsak Kürdlük ve Kürdistan şehitlerinin anısını yaşatma lafının ne anlamı olur?

Peki herşey bir yana benim yeğenim Günay Geçilmez (Avrupa'daki adıyla Çiçek, Hewler'de Welat Gazetesindeki adıyla Ronahi)'nin ruhu nasıl özgür kalacaktır?

Ve eğer bu acının birazcık da olsa azalması için utançla yüzleşmeden, Hewler Kürd kardeşliğinin yurdu olamayacaksa, ben Ronahi'nin amcası olarak ve benim gibi çok geniş bir tanıdık çevresi bu olayı nasıl Kürdlük uğruna yaşanmış bir kaza sayacağız? Sayabilmek için kendimizi ne ile, hangi haklı ve kabul edilir nedene dayanarak ikna edebileceğiz?

Eğer Kürdlüğün ilelebet yaşamasını istiyorsak, birakuji'nin bir daha yaşanmamasını istiyorsak bu utancın gizlenmemesi ve bir an önce yüzleşilmesi zorunlu değil midir?

İnsanlar, topluluklar, halklar ve en iyi yöneticiler de kendi niyetleri ne kadar iyi olursa olsun mutlaka hatalar yaparlar, başkalarının acı çekmesine yol açan yetersizlikler yaşarlar.

Önemli olan insan ruhunda yaralar açan bu tutumların sonuçlarını görmek ve bir daha tekrarlamamak üzere hafızamızda canlı tutmaktır.

Ben Kürdlüğümle gurur duyan ve bunun için ömrünün bu safhasına kadarını sakınmasız veren biri olarak benim yeğenimin Hewler'de bu şekilde şehadetini Kürdlüğü yaşatmanın bir bedeli olarak ancak olayın sorumluluğunu omuzlarında taşıyanların Kürd halkından özür dilemeleri halinde kabul edebilirim.

Eğer kendi sorumluluklarıyla yüzleşmekten kaçarak, tıpkı bugüne kadar olduğu gibi zalim yönetenlerin tarihini taklit edercesine insanlığın hafızasını yanıltmaya çalışırlarsa tarih onları hiç bir zaman affetmeyecektir.

Not: bu yazı 2005 yılı sonuna kadar elde edilen ve bizzat kişisel olarak Hewler dahil bir çok yerde yaptığım araştırmalara dayalı olarak yazılmıştır. Eğer bir yetkili çıkıp da Hewler kurbanları anısına olumlu bir gelişme yaşandığını ve Kürdlük adına onların ruhunu rahatlatacak bir sonuç ortaya çıktığını belirtirse bu yazımdaki ithamlardan vazgeçmek benim için sevindirici bir gelişme olacaktır.

haydar geçilmez

16 Mayıs 2008

haydargecilmez12@gmail.com


Kullanıcı Adı:

Şifre:




Ortalama Puan: 4
Toplam Oy: 12


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:
Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü

En çok okunan haber: Güncel:


Haber Arşivi
Kurdistan-Post Haber Portalı © 2004-2008 Tüm hakları saklıdır.
Sitemizde kullanılan haber ve resimler kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.