Çatı Partisi mi, Barış Meclisi mi?
Memo Şahin
Son dönemlerde çatı partisi söylemi almış başını gidiyor. Çatı partisi için adı geçen partiler, kesimler ise tanıdık. Son on yıldır birarada olunan, zaman zaman ortak platformlarda seçimlere girilen aşina yüzler.
Son genel seçimlerde zaten adı geçen kesimlerle seçim ittifakı yapıldı. Ortak bir çatı, şemsiye altında “Bin umut adayları” olarak “Türkiye’ye söz” de verildi. Ne var ki Kürdistan’ın dışında “Türkiye’ye verilmiş sözlere” kimse itibar etmedi. Tavuklar yine ayrı tutuldu. Sizin tavuğunuz başkalarının kümesinde yumurtlarken, başkaları civcivlerinin dahi yolu şaşırmaması için ayaklarına ‘mirişkbend’ attı.
Öyle olmasaydı Mersin ve Adana’da sembolik rakamlarla Orhan Miroğlu ve Nazmi Gür parlamento dışı kalmazlardı. Demek ki daha tavukların karışma zamanı henüz gelmemiş.
Amaç ortak iş yapmak ve Türkiye’nin demokratikleşmesini sağlamak ve böylelikle Kürt sorununun çözümü yolunu açmaksa bu amaçla son bir yıldır bir oluşum mevcut: Türkiye Barış Meclisi.
Bu meclis yola çıkarken 2007 yılı ocak ayında yaratılan bileşimle bugün gelinen yalnızlaştırma arasında bir çelişki sözkonusu. Aradan geçen zaman içinde gelişip güçlenmesi gereken Türkiye Barış Meclisi savaş tırmanmasına, sınır ötesi bir boyut kazanmasına, ırkçılık ve Kürt düşmanlığı Üsküdar’ı geçmesine rağmen giderek yalnızlığa terk ediliyor ve böylelikle boy hedefi haline getiriliyor.
Çatı partisi için ismi geçen kesimler nasıl oluyor da ortak bir barış meclisine gereken ilgiyi ve dayanışmayı göstermekte tereddüt gösteriyorlar, bunu anlamakta insan zorlanıyor.
Ortak bir barış meclisine bile destek vermeyen yazarlar, bilimadamları, demokratlar, liberaller ve sendika yöneticilerinin oluşturulacak bir çatı partisine destek vereceklerini sananlar yanılıyorlar. Kürtlere selam vermekte bile tereddüt gösteren bu kesimler, Kürtlerin ağırlıkta olacakları bir partiye destek vermeyeceklerdir. Bunu görmek ve anlamak için kahin olmaya gerek yok.
Geriye kalanlar ise uzun zamandır birlikte olunan sol siyasal kesimler. Onlardan bazılarının son seçimde takındıkları tavır ise Çukurova’da net ve anlaşılır bir şekilde görüldü.
Yine amaç güçlü bir şemsiye oluşturmaksa bunun Türk ayağının sağlam oturtulması gerekir. Bunun için ise öncelikle adı geçen kesimlerin kendi aralarında ortak bir zeminde buluşmaları olmazsa olmazdır. Oysa bu yönde de bir hareketlilik ne yazık ki gözlenmiyor. Tam tersine bazı örgütlerin kendi içlerinde bütünlükten bahsetmek neredeyse imkansız. Grup çekişmeleri, hizipçilik henüz de gündemden kalkmamış.
Kendi arasında bir araya gelen, derlenip toparlanan evrensel anlamda gerçekten demokratik ve sol siyasal güçlerle tabii ki ortak iş yapılmalıdır. Türkler bir şemsiyede, Kürtler ayrı bir şemsiyede birliklerini örmeli ve ortak paydalarda iş ve eylem birlikleri yapılmalıdır.
Yine sözü geçen ortak bir çatı ise, çatının altında farklı farklı odaların, dairelerin olacağı kesin. Herkes, her kesim kendi özerk mekanlarında yine kendi arasında kalacak, zaman zaman bahçe düzenlenmesi için biraraya gelinecek, eylem ve işbirliği yapılacaktır. Bu ise zaten uzun bir dönemdir yapılıyor.
Ayrıca 2002’den buyana alınan seçim sonuçlarının iyi analiz edilmesinde son derece yarar var. ‘Dimyad’a pirince giderken, evdeki bulgurdan’ olmak da var.
Kürt rengi netlik kazandıkça, Kürt söylemi yükseldikçe, amaç ve hedefler berraklaştıkça Kürt kitlelerinin desteği artıyor. Söylem ve hedefler muğlaklaştıkça, tavuklar zorla birbirine karıştırılmaya çalışıldıkça bu destek de erimeye başlıyor.
Bu nedenle de bugün yapılması gereken, en az bir asırdır kanayan Kürt yarasına derman olmak, operasyonların sona erdirilmesi ve şahlanan Türk ırkçılığının önünü almak için yola çıkan Barış Meclisine güç vermektir. Sonuç vermeyecek bir projeye asılmaktansa maharet, yetenek ve enerjiyi bu çabaya yöneltmek gerekir.
mehmetsahin@t-online.de