"Demokratik Ulus"
Metin Aktaş
Demokrasi bir devlet yönetimidir, bir ulus değildir. Devletse hiçbir zaman ulusun tümünün olmamış, ulusun egemen sınıflarının olmuştur. Ulus farklı sosyal sınıflardan oluşmuş bir organizmadır.
Demokrasi bir devlet yönetimidir, bir ulus değildir. Devletse hiçbir zaman ulusun tümünün olmamış, ulusun egemen sınıflarının olmuştur. Ulus farklı sosyal sınıflardan oluşmuş bir organizmadır.
Berti Aşireti’nden(Beritan Aşireti) bir dostum anlatmıştı bana. Berti Aşireti bir yaz Koy Sipi’de (Akdağ) yayladayken bir seher vakti çadırlarının ortasında okunan bir ezan sesiyle uykularından sıçrarlar. Herkes şaşkın durumdadır; bu dağ başında sabahın bu saatinde ezan okuyanda kimdi? Çok geçmeden her şey anlaşılır. Ezan okuyan kişi, yaylalarına müezzin olarak atanan bir müezzindir. Devlet baba Berti Aşiretinin insanlarının dini duygularının zayıflamaması için aşiretin konakladığı yaylaya bir müezzin atamıştır. İnsanlar bu duruma şaşırır. Ne yapacaklarını nasıl davranacaklarını bilemezler. Öyle ya; bu dağın başında kökü kırılsa bile umursamayan devlet baba Bertilerin dini duyguları zayıflamasın diye düşünmüş, onlara bir müezzin göndermiştir. Şimdi ne yapacaklardı bu müezzini? Günlerce tartışırlar bir çözüm bulamazlar. Bu soruna çözüm bulmak için sonunda yaylada yaşayan halk, yüz yıllı geride bırakmış ulu bilge bir Bertili adama gidip durumlarını anlatarak yardım isterler. Bilge adam halkı dinledikten sonra ”Ezanın okunmasının koyunlara bir zararı var mı?” der. Halk “Hayır, koyunlara bir zararını görmedik” der. O zaman bilge adam ”Eğer yaylada okunan ezanın koyunlara bir zararı yoksa bırakın okunsun.” der insanlara.
Berti Aşireti’nden(Beritan Aşireti) bir dostum anlatmıştı bana. Berti Aşireti bir yaz Koy Sipi’de (Akdağ) yayladayken bir seher vakti çadırlarının ortasında okunan bir ezan sesiyle uykularından sıçrarlar. Herkes şaşkın durumdadır; bu dağ başında sabahın bu saatinde ezan okuyanda kimdi? Çok geçmeden her şey anlaşılır. Ezan okuyan kişi, yaylalarına müezzin olarak atanan bir müezzindir. Devlet baba Berti Aşiretinin insanlarının dini duygularının zayıflamaması için aşiretin konakladığı yaylaya bir müezzin atamıştır. İnsanlar bu duruma şaşırır. Ne yapacaklarını nasıl davranacaklarını bilemezler. Öyle ya; bu dağın başında kökü kırılsa bile umursamayan devlet baba Bertilerin dini duyguları zayıflamasın diye düşünmüş, onlara bir müezzin göndermiştir. Şimdi ne yapacaklardı bu müezzini? Günlerce tartışırlar bir çözüm bulamazlar. Bu soruna çözüm bulmak için sonunda yaylada yaşayan halk, yüz yıllı geride bırakmış ulu bilge bir Bertili adama gidip durumlarını anlatarak yardım isterler. Bilge adam halkı dinledikten sonra ”Ezanın okunmasının koyunlara bir zararı var mı?” der. Halk “Hayır, koyunlara bir zararını görmedik” der. O zaman bilge adam ”Eğer yaylada okunan ezanın koyunlara bir zararı yoksa bırakın okunsun.” der insanlara.
Son günlerde Kürt’lerin ağzından düşmeyen bir söz var. “Demokratik ulus isteriz.” İki Kürt yan yana gelmesin, düşünüp taşınmadan ikisi bir ağızdan “Demokratik ulus isteriz!” diye bağırıp durur. Doğrusu Kürtlerin “Demokratik ulus isteriz!” sloganını duyduğumdan bu yana bir türlü bu slogana ısınamadım, bu sloganı doğru bulmadım. Bu slogandan korktum, kaygılandım. Çünkü bu sloganın koyunlara zarar verdiğini düşünmeye başlamıştım. Bu benim eksikliğim mi diye düşünerek günlerce eve kapanıp demokrasiyle, ulusu araştırdım; araştırdıkça bu sloganın koyunlara zarar verdiği konusundaki kaygılarım azalacağına arttı. Eğer bu sloganın koyunlara bir zararı olmadığına inansaydım asla bu yazıyı yazmayacaktım. Bırakın “Demokratik ulus isteriz!” diye bağırıp dursunlar Kürtler. Kimseye zararları yok, kendilerinden başka. Neme lazım. Ama işin içerisine koyunların sağlığı,can güvenliği geleceği girince iş değişti. Düşündüm taşındım vakitsiz olarak yaylanın ortasında okunan bu “Demokratik ulus isteriz!” talebinin koyunlara zarar verdiğini anladım ve koyunları kurtların saldırısından korumak, uyarmak için oturdum bu yazıyı yazdım. Eh yaylada benim de topal bir koyunum var. Vakitsiz yaylamızda okunan ezanın topal koyunuma zarar verdiğini gördükten sonra bir şeyler söylemek benim de hakkımdı. Çünkü bu kocaman dünyada elimde kala kala o topal koyun kaldı.
Bu yazıda ulusla, demokrasi hakkında birkaç söz söylemeye çalışacağım, varın siz Kürtlerin ”Demokratik ulus isteriz!” şiarının koyunlara zararlı olup olmadığına karar verin. Benden söylemesi. Sonra koyunları yitirdiğinizde birileri bizi uyarmadı demeyin.
Ben bir politikacı değilim bir roman yazarıyım. Ama Kürt politikacılarını dinlerken, izlerken şaşırır kalırım. Biri ortaya bir söz atmayıversin; hiç düşünmeden, tartışmadan, ölçüp biçmeden, sözün yararlarını ve zararlarını tartmadan atlayıverirler sözün üzerine. Ben bu eksikliğin Kürt politikacılarına has olduğunu düşünürdüm, geçen gün internette sörf yaparken Türk sosyalistlerinin sitesine girdim. Aman Allah’ım o da ne ? Kocaman puntolarla ”Demokratik ulus isteriz!” sloganıyla karşılaşmayayım mı. İnterneti kapatıp kaçtım. Anladım ki bu iş bulaşıcı.
Önümüzde insanlığın yüzlerce yıllık yaşanmış deneyimi var. Ama kimsenin çevresine baktığı yok. Politikacılarımız içerisine hapis oldukları yumurtanın kabuğunu kırmayı bir başarsalar dünyanın yumurtanın içinden ibaret olmadığını, yumurtanın kabuğu dışında devasa bir evrenin olduğunu görürler. Ama bunu başaramıyorlar. Yumurtanın içerisinde dönüp duruyorlar, hayatın yumurtanın içerisinden ibaret olduğunu zannediyorlar. Böyle zannettikleri için bir türlü başları beladan kurtulmuyor, bir türlü rahat bir gün yüzü görmüyorlar. Biri kalkıp yumurtanın dışında devasa büyüklükte bir evrenin, yaşamın olduğunu söylese kızıyorlar, anında bu aptallıkta bulunan insanı susturuyorlar. Geçenlerde bir Kürt politikacıyla konuştum. Gök gibi gürledi, şimşek gibi çaktı, bütün dünyayı nasıl kendilerine düşman ettiğiyle övünmeye başladı. Şaşırdım kaldım. Galiba bu tür politikacılar yalnızca Kürtlere hastı. Çünkü dünyada hiçbir halkın politikacısı düşmanlarını artırmakla övünmez. Bu aklı başında insanın yapacağı iş değil. Galiba konumun dışına çıktım. Ama ne yapayım her şeyini kaybettikten sonra elinde kala kala bir topal koyunu kalmış bir insan olarak serzenişlerimi bağışlayın.
Şimdi konumuza dönelim. Bakalım ”Demokratik ulus isteriz!” sloganı koyunlara zarar veriyor mu, vermiyor mu?
ULUS VE DEMOKRASİ.
Bu üzerinde derin düşünülmesi, araştırılması gereken bir konu ama ben bu küçük köşe yazısında bu konuyla ilgili düşüncelerimin ana fikrini açıklamakla yetineceğim.
Ulus ve demokrasi aynı şeyler değil.”Demokratik ulus isteriz” sloganıyla meydanlarda bağıran insanların en önemli yanılgısı ulus ile demokrasiyi yekpare bir bütün olarak görmeleri. Ulus farklı sosyal sınıflardan oluşmuş bir olgudur. Demokrasiyse bir devlet yönetimidir. Devlet bir sınıfın diğer sınıflar üzerinde baskı aracıdır. En demokrat devlet bile bu karaktere sahiptir. Demokrasiyi ulusa indirgediğinizde devletin sınıfsal karakterini inkar etmiş olursunuz ki bu sloganı atan dostlarımın en büyük yanılgısı da bu. Bu düşünceleri ülkemizde ilk kez savunan ünlü Türk milliyetçisi, düşünür Kürt Ziya Gökalp’tır. Ziya Gökalp’e göre ulus yekpare bir bütündür. Ulusun içerisinde karşıt sınıflar yoktur. Sadece ulusu oluşturan ayrı “zanaatkar” meslekler vardır. Daha sonraları Alparslan Türkeş’te Dokuz Işık adlı kitabında bu düşünceleri savunur. Türk ulusunda sınıfların olmadığını sınıfsız sömürüsüz bir ulus olduğunu iddia eder. Ülkemizde bu düşünceyi Kemalistler, panislamistler de savunur. Bu kesimlere göre, Türk ulusu yekpare bir bütündür. Ulusun içerisinde karşıt sınıflar yoktur. Durum böyle olduğuna göre devlet, tüm ulusundur. İslamcı siyasetçiler de İslam dinin bulunduğu toplumları, devletleri yekpare bir bütün görür ve İslam toplumlarının içerisinde karşıt sınıfların olmadığını savunurlar. Düşüncelerini farklı argümanlarla ifade etseler de hepsinin söylediği söz aynı kapıya çıkar. Yani bu nehirler farklı yöne akıyormuş gibi görünse de hep aynı denize dökülür. Eğer gerçektende İslam toplumlarında ya da ulusal devletlerde karşıt sınıfsal ayrışımlar olmasaydı bu insanların söylediklerini dikkate alabilirdik; ama aklı selim her insan gerek İslam toplumları olarak adlandırılan aslında kapitalist toplumların en ilkel tarzı olan ülkeleri gerek Kemalist devlet olarak adlandırılan ülkemizin sosyal, ekonomik yapısını analize ettiğinde karşısına dünyanın en acımasız sömürü ve adaletsizlik çarkı çıkar.
2007 yılında yapılan bir araştırmada ülkemizde üst tabakayla alt tabaka arasındaki uçurum artığı, 2006 yılında sınıflar arasındaki gelir adaletsizliğinde dünyada 76. sırada olan ülkemizin 2007’ de yapılan araştırmada sınıflar arasındaki gelir adaletsizliğin dağılımında dünyada 96 sıraya yükseldiğini görürüz. Gelir adaletsizliğinde 96. sıraya yükselen ülkemiz; milyarder yaratmada bir önceki araştırmada dünyada 12. sıradayken 2007 yılında yapılan araştırmada dünyada en çok milyarderi olan 8. ülke olmuştur. Kişi başına düşen milli gelir iki binlerde olan ülkemiz kişi başına düşen milli geliri otuz binlerin üstünde olan birçok Avrupa ülkesinden, dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olan Japonya’dan daha çok milyarder üretmiştir. Japonya’nın 24 milyarderi bizimse 35 milyarderimiz var. Sosyal adaletiyle övünen AKP’nin adaleti işte bu. Alt sınıflarla üst sınıflar arasındaki uçurum derinleştiği halde milyarder sayımız süratle artmaktadır. İşte milyarderlerimizin listesi:
Dolar milyarderi Türkler
Mehmet Emin Karamehmet 4.3
Şarık Tara 4.1
Hüsnü Özyeğin 4
Semahat Arsel 2.3
Ahmet Nazif Zorlu 2.3
Rahmi Koç 2.1
Ferit Şahenk 2.1
Aydın Doğan 2
Suna Kıraç 2
Tuncay Özilhan 1.9
Mehmet Sinan Tara 1.9
Filiz Şahenk 1.8
Kamil Yazıcı 1.8
Erman Ilıcak 1.9
Faruk Yalçın 1.7
Murat Vargı 1.6
Ahmet Çalık 1.5
Murat Ülker 1.5
Ali İbrahim Ağaoğlu 1.4
Bülent Eczacıbaşı 1.3
Faruk Eczacıbaşı 1.3
Mubariz Gülbanoğlu 1.3
Olgun Zorlu 1.3
Hasan Çokaoğlu 1.2
Ahsen Özokur 1.2
Şevket Sabancı 1.2
Turgay Ciner 1.1
Serra Sabancı 1.1
Yalçın Sabancı 1
Vuslat Doğan Sabancı 1
Hanzade Doğan Boyner 1
Begümhan Doğan Faralyalı 1
Sema Işıl Doğan 1
Arzuhan Doğan Yalçındağ 1
Deniz Şahenk 1
Gelgelelim İslamcıların İslam devletleri olarak adlandırdıkları acımasız kapitalist ülkelerdeki sınıf farklılıklarına. (Aslında bu terimi kullanmak istemiyorum; çünkü bana göre İslam, Hıristiyan, ya da Musevi diye toplumsal sistemler olmaz. Adlarını andığım bu adlar ekonomik sistem değil dinlerdir. Bu toplumların ekonomik sistemleri kapitalist sistemlerdir. Bu terimlerin kullanılması tamamen bir aldatmaca, tuzaktır. Dini ekonomik sistemler olmaz ve hiç olmamıştır. Yeryüzündeki bu vahşi adaletsizliği, sömürüyü yaradılışa bağlamak hiç ahlaki bir davranış değildir. Bana göre yaradılış, hayatın doğal hali; adildir. Hiç kimse mal mülkle doğmaz. Bu kötülük tanrısal değil insanidir.
Dünyada servetleri milyar doların üzerinde olan zenginler listelerine her zaman İslam toplumlarındaki zenginler girer. 2007 yılında İslam devletleri olarak adlandırılan kapitalist Arap devletleri dünyanın milyarderleri içerisine 30 milyarder sokarak milyarder sayısıyla liste başına geçtiler. Aşağıda isimlerini ve servetlerini açıkladığım İslam Arap milyarderlerin listesine baktığınızda ülkemizin milyarderlerinin Müslüman Arap milyarderlerinin yanında dilenci kaldıklarını görürsünüz. Sadece bir Müslüman Arap şeyhinin serveti bizim bütün milyarderlerimizin servetlerine eşittir. Bu da bize gösteriyor ki Müslüman ülkelerdeki sömürü ve eşitsizlik çok vahşi ve acımasızdır. Bu adalet asla tanrısal adalet ya da yaradılıştaki adalet olamaz. Müslüman ülkelerde milyonlarca insan açlıktan sefaletten kırılırken birkaç insanın elinde biriken servet milyarlarca insanı besleyecek büyüklüktedir. Bu servet bu insanların eline milyonlarca insanın açlığı, yokluğu ve ölümü pahasına birikmiştir.
Bakın 11 Aralık 2007 tarihli gazetelerde dünyanın ilk yüz zengini içerisindeki İslam devletlerindeki zenginler:
“En zengin 10 ARAP
11 Aralık 2007 Salı 10.50
Servetleri dudak uçuklatıyor. En zengin 10 Arap içinde Bin Ladin'de var...
Arap dünyasının en varlıklı 50 ismi açıklandı. Alt sınırı 700 milyon dolar olarak belirlenen listede ilk sırayı Prens El Velid aldı.
Bahreyn, Ürdün, Mısır, Suriye, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Kuveyt, Irak, Lübnan ve Filistin dahil olmak üzere 10 ülkeden işadamının dahil edildiği sıralamaya 13 yeni isim katılırken listeye girebilmek için gerekli servetin alt sınırı da 700 milyon dolar olarak belirlendi.
EN ZENGİNLER
1-Prens Elvelid (Suudi Arabistan) : Serveti 29.5 milyar dolar. Geçen yıl ikinci sıradaydı. Bankacılık ve finans sektöründe faaliyet gösteriyor.
2-El Rajhi ailesi (Suudi Arabistan) : Serveti 24 milyar dolar. Bankacılık ve finans sektöründe faaliyet gösteriyorlar.
3-Hariri ailesi (Lübnan) : Servetleri 17.8 milyar dolar.
4-Nasır El Harafi (Kuveyt) : Serveti 12 milyar dolar.
Bin Ladin de listede
Listeye, Ortadoğu'da inşaat sektörünün önde gelenlerinden olan Bin Ladin ailesi 8,5 milyar dolarla 7. sıradan girdi. Birleşik Arap Emirlikleri'nden zenginler listesine dahil edilen ilk firma 8. sırada 8 milyar dolar ile Abdülaziz El Gureyr oldu. Mısırlı Saviris ailesi 6,2 milyar dolarla 10. olurken Filistinli Said Huri ise 6 milyar dolarla 12. sıraya yerleşti. Listenin son ismi ise Suriye'den 700 milyon dolar ile Mafak El Gada oldu.”
Fazla söze gerek var mı? Ülkemizde yılda eline 500 dolar bile geçmeyen yurttaşlarımız var. Ülkemiz milyarder üretmede dünyada üst rakamlara ulaştığı halde insanlarımız gittikçe yoksullaşmaktadır. İşte her şeyin temeli burada yatar. Bu gerçeği anlayamazsak hep yanılırız.
Sevgili bir dostum hep şöyle derdi bana “Söz köpeğin önüne atılan yemdir. Önemli olan sözün arkasındaki niyet ve amaçtır” Yapılan politikaların, söylenen sözlerin arkasındaki gerçek ise yukarıda gösterdiğim tablodur. Aslında bugün yeryüzünde en demokratik iktidar bile bu tablodur. Bu gerçeği anlayamazsak demokrasiyi de anlayamayız. Çünkü günümüzde özgürlüğün ekonomik boyutu unutuldu, inkar edildi. Oysa siyasal, kültürel özgürlük kadar ekonomik özgürlük, eşitlik bir insan hakkıdır. Bana göre ekonomik özgürlüğü, eşitliği sağlayamamış toplumlarda gerçek anlamda siyasal, kültürel özgürlüğü ve eşitliği sağlamak mümkün değildir. Ekonomik özgürlüğü olmayan bir halkın mutlu olması mümkün değildir.
Demokrasi bir devlet yönetimidir. Bir ulus değildir. Bir devlet demokrasiyle yönetilebilir, bu devlete demokratik devlet diyebiliriz; ama demokratik bir ulustan söz edemeyiz. Çünkü ulus farklı sosyal sınıflardan oluşmuş bir olgudur. Yekpare bir bütün değildir. Bugün yeryüzünde demokratik devletle yönetilen uluslara bile demokratik ulus diyemeyiz. Çünkü en demokratik devletlerle yönetilen uluslar bile bünyesinde saldırgan faşist guruplar ve sınıflar barındırmaktadır. Demokratik ulus terimini kullandığınızda ulusu yekpare bir bütün görmüş oluruz ki bu, bizi beklemediğimiz sonuçlara götürür. Demokratik ulus terimi kullanan insanlar aslında bu terimi açık bir şekilde savunmasalar da utangaç bir şekilde demokrasiyi bir devlet yönetimi olarak görmüyorlar. Çünkü bu kesimler iktidara gelmek, devleti ele geçirmek gibi bir amaçlarının olmadığını söylüyorlar. İşte beni korkutan da tam bu nokta. Çünkü insanlık tarihi boyunca halkın iktidarı, devleti ele geçirme talebi hiç bu kadar önemli, gerekli olmamıştı. Çünkü eğer en kısa sürede halk iktidarı ve devleti ele geçirmezse saldırgan faşist kesimler insanlığı ve yeryüzündeki yaşamı yok edecek bir felakete sürükleyebilir. Çünkü bu gün sadece ABD ve Rusya’nın elindeki nükleer silahlar yeryüzündeki yaşamı birkaç kez yok edecek kapasitede. Böyle bir dünyada iktidar talebinden vazgeçmek akıllı bir insanın söyleyeceği bir söz değil. Varsayalım ki saydığım bütün bu tehlikeler yok. Öyle de olsa özgürlüğün, eşitliğin ekonomik boyutunu gerçekleştirmek için halkın iktidarı ele geçirmesi lazım. Ekonomik adalet ve eşitlik ayağı çözülmemiş bir demokrasi halkın beklediği demokrasi olamaz.
Sonuç olarak demokrasi bir devlet yönetimidir, bir ulus değildir. Devletse hiçbir zaman ulusun tümünün olmamış, ulusun egemen sınıflarının olmuştur. Ulus farklı sosyal sınıflardan oluşmuş bir organizmadır. Hiçbir zaman tekil olmamıştır, olamaz. Ulusu yekpare bir bütün olarak adlandırmak eğer politik bir saflık değilse egemenlerin iktidarlarını devam ettirmek için yarattıkları bir siyasettir.
“Demokratik ulus isteriz!””diye bağıran siyasetçilerimizi görünce, hepinizin bildiği üzerine oturduğu dalı kökünden kesmeye çalışan Hasretin Hoca’nın fıkrası aklıma gelir.
Şimdi kaygılarımı dinlediniz. Sıra sizde; sizce “Demokratik ulus isteriz!”sloganın koyunlara zararı var mı?
metinmankirek@mynet.com