İkinci Dünya savaşı öncesinde Alman Nazilerinin Yahudilere karşı yaptığı gibi “Kürtlerden alışveriş yapmayın” türünden ırkçı düşünceler topluma empoze edilmeye çalışıldı. O günden bu yana birçok Türk internet sitesini daha yoğun bir şekilde takip ettim ve Kürtlere karşı yapılan hakaret ve katliam tehditlerinin hangi düzeye ulaştığını öfkeyle idrak ettim.
Medya savaşı-Alan Mordem İnternet, Batının egemen güçleri tarafından kendi çıkarları doğrultusunda kurulmuş bir araç olsada, zamanla ezilenlerin, haksızlığa uğramış olanların da kendini ifadeetme aracına dönüştü. Yeryüzünde şu anda belki de herkesten fazla Kürtlerin kullanması gereken önemli bir araç ama ne yazık ki halkımızın özgürlüğüne düşman güçlerin denetimindekilerle karşılaştırıldığında oldukça yetersiz kalıyor. Kürdistan Post’un internet yayıncılığı bu realite gözönünde bulundurulduğunda oldukça önemli bir misyon taşıyor. Bu nedenle katkı sunmak, özgürlük mücadelesinden yana olan her Kürdün görevi diye düşünüyorum ve yazılarıma yer verme olanağı sağlayan Kürdistan Post yönetimine teşekkür ediyorum.
Bu ilk yazımı internet konusundan yola çıkarak ülkemizde süren savaşın medyatik boyutunun önemine ayırmak istiyorum.
Son dönemde bilindiği gibi -özellikle gerillanın Botan‘daki başarılı eylemlerinin ardından- Türkiye’de tam bir cinnet hali yaşandı. Türk şovenizmi ve ırkçılığı medyanın büyük etkisiyle sürüyle insanı PKK’ye karşı tepki adı altında Kürt karşıtı motiflerle sokaklara, meydanlara sürükledi. Gösterilerde, “Kahrolsun Kürtler” sloganları attırıldı, Kürtlerin evlerine, işyerlerine ve kurumlarına pervasızca saldırılar düzenlendi. İkinci Dünya savaşı öncesinde Alman Nazilerinin Yahudilere karşı yaptığı gibi “Kürtlerden alışveriş yapmayın” türünden ırkçı düşünceler topluma empoze edilmeye çalışıldı. O günden bu yana birçok Türk internet sitesini daha yoğun bir şekilde takip ettim ve Kürtlere karşı yapılan hakaret ve katliam tehditlerinin hangi düzeye ulaştığını öfkeyle idrak ettim. Kürdistan Post bir süre önce Türk ırkçılığının boyutunu göstermek amacıyla örnek olarak bu türden tehdit ve küfürlerle dolu bazı mesajlara yer verdiğinden üzerinde daha fazla durmayacağım. Bu arada takip edebildiğim Kürt sitelerinde ise tüm bu saldırılara, gözü dönmüş kudurganlığa rağmen Türklere yönelik küfür ve tehditlerle pek karşılaşmadığımı belirtebilirim. Tam tersine, saldırıya uğrayan, ırkçı güruhun en bayağı küfürleriyle karşılaşan Kürtler gerek bireyler olarak, gerekse de kurumlar ve örgütler adına yaptıkları açıklamalarda sürekli sağduyu çağrısı yapıp durdular. Aslında Kürt halkını bir kez olsun bile dinleme gereği duymayan, boyun eğme veya imha edilme seçenekleri dışında başka bir opsiyon bırakmayanlara karşı gereğinden fazla tolerans gösterildi diye düşünüyorum.
Her zaman olduğu gibi hiçbir barış çağrısı karşılık bulmak şöyle dursun, uluslararası siyasi platformda operasyon için diplomatik hazırlıkların ardından hükümet ve genelkurmayın ortak kararıyla düğmeye basıldı ve cumhuriyet tarihinin en kapsamla hava saldırıları düzenlendi topraklarımıza. Güney Kürdistan’daki gerilla alanlarına yönelik kapsamlı hava bombardımanlarının ardından bu ırkçı kesimler adeta çifte bayram yaşıyorlarmış gibi kutladılar Kurban bayramını. Ama bereket versin yaptıkları propagandalarda yansıttıklarının aksine istedikleri sonuca ulaşamadılar. Türk askeri ve siyasi yetkililerinin demeçlerinde her zaman olduğu gibi sivillerin vurulduğu inkar ediliyordu. Oysa bu sitede de yer verildiği gibi, katliamın kanıtı olan görüntüler her şeyi belgeliyordu.
Türk medyası bu insanlık suçu karşısında üç maymunları oynadığı yetmiyormuş gibi her gün asparagas haberlerle Türk kamuoyuna dizginsiz bir propaganda yapmaktan geri durmadı. Televizyon kanalları, gazeteleri, radyoları ve internet yayınlarıyla birbirleriyle yarışırcasına, hatta zaman zaman hızını alamayarak Türk Genelkurmayının açıklamalarını bile sollayıp korkunç bir bilgi kirliliği yaydılar topluma. Sözünü ettiğim bu dönemde Türk basın-yayın kuruluşlarının -birkaç demokrat yazar ve küçük devrimci yayın organı dışında- topyekün olarak, görünürde PKK veya zaman zaman Güney Kürdistan hedeflenirken, esas olarak tüm Kürt halkına düşman olduğu net bir şekilde açığa çıktı. Bütün bu yayınlar kaydageçti ve her biri gelecek için ibret belgesidir.
Karşımızdaki medyanın halkımıza yaklaşımı bu olurken, bunlara aynı cepheden gösterilen tavır, Kürt medyasının yayınları yeterli olmuş mudur? Bu soruya olumlu bir yanıt vermek mümkün değil. Bazı siteler ise halkımıza karşı medya bombardımanına karşı olayı bir iki haberle geçiştirmişlerdir maalesef.
Kürt televizyon kanalları, gazeteleri, internet siteleri, bombardıman sonucu yaşanan sivil katliamının foto ve görüntülerini elde etmiş olmasına rağmen bunları bile yeterince değerlendiremedi. Gerçekleri ifade eden, özellikle gerilla cephesinden birkaç önemli açıklama oldu ama böylesi dönemlerde bir fotoğraf, bir kısa görüntünün çarpıcı olarak işlenmesi çok daha büyük etki yaratır. Tarihte, örneğin Vietnam’da sivil halka karşı yapılan vahşeti yansıtan birkaç fotoğrafın tüm uluslararası kamuoyunda yarattığı etkiyi hatırlatmak isterim.
Sözünü ettiğim hava bombardımanlarında yaşanan sivil katliamı görüntüsünün televizyon görüntülerinde işlenme tarzı oldukça yetersizdi. Bombalanan köyün görüntülerine yer verilirken, yerde yatan yaşamını yitirmiş Kürt kadını için internetten takip ettiğim Roj tv kanalında, “adının ..... olduğu sanılıyor” gibi kesinlikten uzak bir dil kullanılıyor, köyün adı bile verilmiyordu mesela. Oysa, köye kadar gidip çekim yapılmış, köyün ve hala cesedi yerde duran kadının adını öğrenmek zor olmasa gerek. Bunlar önemsiz ayrıntılar değildir, gerçeğin ta kendisidir ve tekrar tekrar vurgulanması gerekir. Türk medyasının tüm gerçekleri çarpıtmaya çalıştığı, tüm değerlerimize karşı düşmanca bir medya savaşının verildiği böylesi bir dönemde bir fotoğrafın, bir görüntünün, bir haberin önemi büyüktür ve iyi değerlendirilmelidir. Uluslararası ciddi basın-yayın kuruluşları Türk medyasını pek inandırıcı bulmasalar da zaman zaman onların asparagas haberlerine, resmi açıklamalarına yer veriyor. Dünyanın gündemine giren böyle bir hava bombardımanında sivillerin öldürüldüğünün uluslararası medyaya duyurulması, en az gerillanın başarısı kadar önemlidir diye düşünüyorum. Türk Genelkurmayı ve Türk hükümeti, tek bir etkin uluslararası yayın organına gerçekler yansısa bile telaşa kapılmakta, açıklama üstüne açıklama yaparak yalanlarını duyurmaya çalışmaktadır. Çünkü bütün inandırıcılıkları yerle bir oluyor böylesi durumlarda ve bu durum diplomatik, siyasi alanda da mutlaka etkisini gösteriyor. Kısacası, bir medya savaşı verildiği unutulmamalı ve bilgiler, fotoğraflar, görüntüler en etkili bir şekilde kullanılmalı.
Bu büyük hava bombardımanlarına rağmen Tür askeri ve siyasi yetkilileri gerillayı bitiremeyeceklerini kendileri de biliyor olsa bile ciddi boyutlarda bir propaganda kampanyası yürütüyor, ırkçı, Kürt düşmanı taraftarlarına moral vermeye çalışıyorlar. Bu durumda Türk devletinin katliamları en ince ayrıntısına kadar yansıtılabilirse Kürt medyasının inandırıcılığı sadece Kürt kamuoyunda değil, uluslararası toplum nezdinde de artar ve bu önemli bir kazanım olur. Yalanlarla, manipülasyonla, bilgi kirliliğiyle halkımızın ve dostlarının moralini bozmak, sindirmek isteyenlere karşı medyayı etkin bir araç olarak kullanmak başta bu kurumlarda çalışan insanlarımızın olmak üzere hepimizin duyarlılığı ve çabasıyla mümkündür. muratmordem@mynet.com
|