Dönüşü Olmayan Yol
Dönüşü Olmayan Yol, benim 8. Kitabım. Bir roman... Gerilla ağırlıklı bir roman. Şu an 11 yaşında olan oğlum daha çok küçük iken, yani 5 ile 8 yaşlar arasında iken, evimize çok sık savaşta el ve ayaklarını kaybetmiş arkadaşlar gelirdi. Kimsinin elleri, kimsinin ayakları; kimisinin de el ve ayakları birlikte yoktu.
Bu durumda olan arkadaşlar geldiğinde; oğlum odasına çekilir, kapısını kapatır, sırtını kapıya dayar öylece beklerdi.
Odasına girer, dışarı çıkması için onu ikna etmeye çalışırdım. Bir insanı el ve ayaksız kabul edemiyordu.
Bu duruma en çok da, arkadaşlar üzülürdü. Ben iki duygu arasında kalırdım.
Bu halimi fark eden arkadaşlar şöyle derdi:
“Sen rahat ol Hasan Arkadaş. Biz bu duruma alışığız. Hangi eve gitsek çocuklar bizden kaçar. Biz de çocukları korkuttuğumuz için üzülürüz.”
Bu arkadaşlardan biri, Haydar Arkadaş, oğlumla ilişki kurabilmek için ona bir top aldı. Kar yanığı kötürüm elleriyle topu çocuğa vermek istiyordu. Aralarında birkaç metre bir mesafe vardı. Ne yaptıksa o mesafeyi kapatamadık. Oğlum gidip Haydar’ın elinden topu alamıyordu. En sonunda ben topu alıp kendisine verdim...
Oğlum okuldan gelince kapıda sorardı:
“Evde misafir var mı?”
Varsa, var derdim.
Yine sorardı:
“Misafirin el ve ayakları var mı?”
Bir gün yine sormuştu. Bu kez tek eli olmayan bir arkadaş vardı evde. Söyledim. Çocuk gerildi:
“Baba sizin hiç mi sağlam bir arkadaşınız olmayacak!” dedi.
Zaman geçtikçe çocuğun ürktüğünü gören arkadaşların olmayan el ve ayakları kesildi bizden. Bir çocuğu ürkütmek istemediler... Ziyaretleri seyrekleşti... Bu arkadaşlar zamanla kendi dünyalarında çekildiler... Şimdi o arkadaşları ancak kendi ortamlarında görebiliyorum...
“Dönüşü Olmayan Yol” romanı, bu sırada kafamda oluştu. El ve ayakları olmayan Haydar’ın hikayesini dinledim... Kürdistan dağlarındaki savruluşunu anlattı bana... Köy kapılarının yüzüne kapanmasını ve kangren olmuş ayaklarını kesişini anlatırken dehşete kapıldım...
Haydar, roman kahramanlarından sadece biri...
İnsanın kendi romanını anlatması gereksiz bir şey. Zaten kendi kitabımı değerlendirmek gibi bir niyetim yok. Ben sadece romanı yazış hikayemi anlattım...
Kitap Türkiye’de basıldı, ben Avrupa’dayım. Türkiye’de yasaklanmış iki kitabımdan birer örnek de yok ben de. Bizim gibi kitaplarımız da sahipsiz... Ne yaptımsa kitaplarımın yakasını bir araya getiremedim... Benimle birlikte kitaplarım, kitaplarımla birlikte ben sürüldüm.
Dönüşü Olmayan Yol, Türkiye’de Doz Yayınevinde basıldı. Türkiye’de kitabı okumak isteyenler yayınevinden isteyebilirler... Tabii Avrupa’dakiler de yayınevinden isteyebilir...
Ancak, yayınevinin yazar hakkı olarak bana gönderdiği kitaplardan isteyen arkadaşa ben de ulaştırabilirim. Bu arkadaşların bana email yazmaları ve adres vermeleri yeterlidir...
“Dönüşü Olmayan Yol”un yanı sıra, Son Mektup(roman), Van Gölünde Yılanlı Bir Günün esrarı(roman), Yasak Ülkenin Günlüğü(Öykü) adlı kitaplardan da gönderebilirim... Her kitap yeni bir hayattır... Sadece benimki için söylemiyorum, hiçbir karşılık gözetmeden yazan; yazdıkları zaman sadece ceza ve sürgün gören Kürdistanlı yazarların kitaplarına sahip çıkın...
Şöyle söylemek ayıp ve yersiz değil: Kazancınız ne olursa olsun, az veya çok; çoktan çok, azdan az miktarda mutlaka kitaba veya bir kültür faaliyetine bir miktar ayırın... Kendiniz, eşiniz, dostunuz veya çocuğunuz için bunu mutlaka yapın...
Çünkü bir nesil, bir ulus, bir gelecek, bir ülke için kalıcı olan tek şey kültürdür...
Arabalar eskir, koltuklar çöpe atılır, tarlalar el değiştir, giysiler çürür; ama biraz korunursa, bir dil ve kültür asla kaybolmaz...
Saygılarımla...
Bu roman; İstanbul’da okuyan üniversite öğrencisi Rojda’nın, onbeş günlük tatilini geçirmek üzere Tatvan’a giderken otobüs yolculuğu esnasında, yol üstünde gerilla bir kızın cesediyle karşılaşmasıyla başlıyor. Bu tesadüfle başlayan olaylar dizisi sürerken askerin takibine uğrayan Rojda, işkenceli sorgulardan geçer, kırılır, iç dünyası darmadağın olur.
Yine karlı bir kış gününe denk düşen başka bir otobüs yolculuğu sırasında Rojda, izini sürdüğü gerillalarla karşılaşır. Onların alıkoymasıyla ağaçların bile tutunamadığı fırtınalı doruklara savrulur. Gizli aşklara, çaresizliklere, intiharlara ve insanın direniş gücüne tanıklık eder.
Bu arada şehirde halkın yurtsever kesimlerine yönelik cinayetler işlenir. Rojda’nın sevdiği insanlar vahşi yöntemlerle öldürülür.
Kürt coğrafyasında kolay bitecek gibi görünmeyen sarsıcı olayları şaşırtıcı kahramanlarla anlatan ilginç bir roman...