Türkiye operasyonun Kürtlere yönelik olmadığını göstermek için sınır ötesi operasyonda Sayın Talabani ve Sayın Barzani’nin dolaylı da olsa desteğini almak durumunda. Oysa Mesut Barzani, çok kısa bir süre önce, “Artık Kürdü Kürde kırdırma dönemi sona erdi” diyerek kararlığını ortaya koydu.-Türkiye AB ilişkileri artık çok farklı boyutta. Eskiden Gümrük Birliği’nin riske edilmesinden konuşuluyordu şimdi riske edilecek konu AB’ye tam üyelik statüsü.
- Türkiye 200 milyar dolarlık ticaret hacmine ulaştı. Bu rakam eskisine oranla çok fazla. Askeri kuruluş olan OYAK bile Kürt Devleti ile ticaret yapıyor. Operasyon başta Irak’taki Türk işadamları olmak üzere Türk ihracatını ciddi oranda risk altına alabilir.
-Tanınmış bir devlete karşı girişilecek harekatın işgal olarak tanımlanmasında, işgalci konumuna düşecek Türkiye’nin, başta ABD’yle ve AB ile ilişkileri olmak üzere, iç ve dış ilişkilerine büyük zarar vereceği ve Türkiye’yi siyasi ve ekonomik bir kaos ortamına sürükleyeceği kesindir.
Türkiye’nin sınır ötesi operasyonlarda başarı kazanması ve kendini haklı çıkarması artık söz konusu değil.
Kamuoyunda bilinenin aksine, Kandil Dağı’nın gerçekleri çok farklı.Türkiye Kandil Dağı'na girerse nelerle karşılaşacak? Kandil nasıl bir dağ, PKK'nın ne kadar gücü var? Türkiye bugüne kadar Kürdistan’a kaç operasyon yaptı?
Türkiye’nin bugüne kadar Kürdistan’a 24 kez sınır ötesi operasyon yaptı.
Türkiye Irak’a ilk operasyonu 1983’te yaptı. Operasyon Ankara ile Bağdat arasında “Sınır Güvenliği ve İşbirliği Anlaşması” imzalandıktan sonra gerçekleştirildi. Anlaşma, Türkiye’ye “sıcak takip” hakkı veriyordu. Böylece Türkiye 7000 kadar askerle sınırı 5 km kadar geçti.
Aralıklarla komando birlikleri ve hava saldırıları şeklinde süren operasyonlar sonucunda 1991 yılında, yerel Kürt grupların da desteğinin sağlanmasıyla, Dohuk, Erbil, Zaho, Selahaddin şehirlerinde Türk İstihbarat birimleri kalıcı olarak yerleştirildi.
Genelde 5-15 bin arası askerle yapılan 24 operasyonun en kapsamlısı 1997 yılında yapılan “Balyoz Operasyonuydu”. Bu operasyona hava desteği altında 35 bin asker katıldı. Askerler bütün bir yazı Irak’ın içlerinde geçirdi. Operasyon sürerken 10 bin asker desteği daha verildi. Eylül ayı geldiğinde ise tank desteği barındıran 10 bin asker daha Irak’ın içlerine girdi. Ekim’in ikinci haftası Türk askeri geri döndü. Sınıra 1000 asker yerleştirildi TSK iki helikopterini kaybetti.
Ancak tüm bu büyük operasyonlara rağmen PKK bir türlü bitirilemedi. Dev büyüklükteki Balyoz Operasyonu’ndan iki yıl sonra, yani 97’de bu kez 20 bin askerle “Çekiç Operasyonu” yapıldı. Bu operasyonda KDP de Türk askerine destek verdi.
Bu operasyon da beklenen sonucu vermedi bu kez bir yıl (1998) sonra, 15 bin askerle “Murat Operasyonu” yapıldı. Bir yıl sonra (1999) tekrar Hava Operasyonu yapıldı. Bir yıl sonra (1999) tekrar hava ağırlıklı “Sandviç Operasyonu” gerçekleşti.
TSK’nın çok sayıda generalin katıldığı 1995’teki Zeli Kampı’nın hedef alındığı 35 bin askerle gerçekleşen ve 60 km kadar Irak sınırına ilerlenen operasyonunda da istenen sonuca ulaşılamadı.
Oysa operasyonların hepsine etkileyici isimler verilmiş ve; “kökü kazınacak”, “tepelerine balyoz gibi inildi”, “bu sefer ileri bitecek”, “4000 terörist kuşatıldı ve imha edilecek” gibi vaatlerle başlanmıştı.
Yerel Kürt grupların desteği, Barzani ve Talabani’nin zayıf olması, OHAL ve sınırsız maddi desteğe rağmen operasyonlar istenen sonuca ulaşamadı. Üstelik operasyonlarda hem çok sayıda asker ölmüş, hem de son derece pahalı bir bütçe harcanmıştı. Ayrıca operasyonlarla ilgili “net ” bilançolar açıklanmadı.
Türkiye şu an yapılacak bir sınır ötesi operasyonda geçmişteki avantajlara sahip değil.
Bölgedeki PKK kamplarından önemlileri, “Masum Korkmaz Askeri Akademisi” ve “Haki Karer İdeolojik Eğitim Akademisi”ni ağır silahlar ve uçaksavarlar koruyor. İki kampta 2005 rakamlarına göre 3 binden fazla kaleşnikof, 10 bin el bombası, 242 roketatar, 13 uçaksavar bulunduğu söyleniyor.
PKK’nın Kürdistan’da 5000 gerillası olduğu var sayılıyor. Ancak bunların hepsi Kandil’de değil.
Kandil Dağı, vadi ve çevre tepeler çok sayıda mağara ve kaya oyuklarıyla dolu. Vadi düzenli ordunun ilerlemesini zorlaştıracak zig zaglar içeriyor. Maddi boyutu bir tarafa düzenli ordu için böylesine olumsuz şartlarda savaşı kazanmak söz konusu değil.
PKK sadece Kandil’de değil bölgedeki diğer yerlerde de kamplara sahip. Örgütün, Kandil’in dışında bu kadar geniş bölgeye yayılması bir operasyon değil “operasyonlar dizisini” gerektiriyor.
Türkiye, Operasyona ABD’ye rağmen meydan okuduğu izlenimi verirse bunun siyasi maliyeti olacağı kesindir. Amerikan askerleriyle sıcak temas ihtimali de sıkça telaffuz ediliyor. ABD-Türkiye ilişkilerinde “ilk kan” dökülecekse bunun muhasebesi iyi yapılmalı.
AB ile müzakereler sürerken atılacak her adım daha dikkatli izlenecektir.
Kandil Dağı’na yapılacak saldırı, içeride yapılacak PKK saldırıları ve ayaklanma girişimlerinin gölgesinde kalabilir. Yani Türkiye, içten ve dıştan kıskaca alınabilir.
Operasyonlar iç siyasete alet edilebilir, hükümet zayıflar ve istikrarsız bir dönem başlayabilir.
Türkiye’nin, artık, Kürt ve Türkmen politikalarını güvenlik güçlerine terk etmekten vazgeçmesi gerekiyor.
Türkiye’nin Türkmenler’le ilgilenmek üzere bölgeye gönderdiği bazı kişi ve kuruluşlar buradan edindikleri mali ve siyasi güce Türkmenler üzerinden kişisel ve ideolojik çıkarlarını için kullanmaktalar. Hatta bu gruplar Türkiye’deki iç siyasete de karışmaktalar.
Türkiye’deki çeteleşme hareketlerinde Kuzey Irak her geçen gün daha etkili hale gelmekte. Danıştay Saldırısından, Atabeyler Çetesine kadar birçok olayda silahların geldiği yer ve para değişiminin yapıldığı yer Kuzey Irak.
Türkiye artık ulusal çıkarlarına uygun stratejiler izlemek zorunda. Bugünden itibaren kaybetmek değil kazanmak için çaba sarf etmeliyiz.Türkiye’yi Bölgede küçülten ve etkisizleştiren hatalı stratejilere karşı hep beraber, bütün halklarımızla, birlik ve beraberlik içinde karşı koymalıyız.
Türkiye, bugüne kadar ulusal çıkarlarını savunmakta aciz kalmış, yanlış iktidarların etkisiyle çıkmaz sokaklara sürüklenmiş, kışkırtılmış şovenizm sayesinde son 30 yılını ideolojik olarak halkları bölen duygular sayesinde kaybetmişti.
Şimdi ise, halklarımızı birleştiren, eşit haklarla donatan, düşmanca değil kardeşçe bir arada yaşama şansını yakalamışken, tekrar korkuyu, şiddeti ve düşmanlığı çağırmakla Türkiye tekrar kaybetmeye, demokrasiden, insan haklarından vazgeçmeye hazırlanıyor.