|
Çevreye en çabuk uyum sağlayan canlı BUKALEMUN’dur. Orta okul kitaplarından öğrenmiştik. Bu hayvan yaşamını garantiye almak için cildinin rengini bulunduğu ortama uygun tarzda değiştirir. Elbette insanlarda yaşamlarını tehdit eden uyumsuzluklardan kaçınmak mecburiyetinde kalırlar.
Çevreye en çabuk uyum sağlayan canlı
BUKALEMUN (Chamäleon)dur.
Almanya”ya (1957 de) ilk gelenlerden , sağlık konusunda da (1965) de Almanya”ya gelen vatandaşlara hizmet vermek için ilk muayenehane açma izni alan Türk doktoru olarak uyum konusunda çeşitli çalışmalarım olduğu için bende tecrübelerimi ve fikirlerimi dile getirmek ihtiyacını duydum.
Çevreye en çabuk uyum sağlayan canlı BUKALEMUN’dur. Orta okul kitaplarından öğrenmiştik. Bu hayvan yaşamını garantiye almak için cildinin rengini bulunduğu ortama uygun tarzda değiştirir. Elbette insanlarda yaşamlarını tehdit eden uyumsuzluklardan kaçınmak mecburiyetinde kalırlar. Fakat bu o kadar kolay olmayabilir. Çünkü uyum sağlamada İNTRENSİK ve EXTRENSİK KABİLİYETLER VE ZORUNLUKLAR mevcuttur. Bunları izahtan önce Türkçe de UYUM kelimesinin ,yani Almanca da ki ENTEGRATION kelimesinin karşılığı nelerdir :
MUTABAKAT, İNTİBAK, MUKTESEBAT, İMTİZAÇ, HAZMETME, tıpta da (Pars Tuğlacının Tıp sözlüğünde )ANABOLİK FAALİYET’tir.Görüyorsunuz ki Türkçe de bu mevzuda ne kadar çok Vokabüler vardır.
İslamiyette İMTİZAÇ çok değer verilen bir davranış şartıdır. Bir eve gelen gelin yeni aile içinde İMTİZAÇ içinde olması gerekir.
Şimdi de size 50 senelik Almanya da ki yaşamımda gözlemlediğim hatıralarımı anlatmak isterim.
PARAGUAY’da 60 bine yakın Alman kökenli insan yaşıyormuş, ziraatle meşgullermiş. Bilhassa Bavaria kökenli oldukları için her sene OKTOBER FEST’i kutluyor, Münih’ten bira ithal ediyorlarmış. Keza USA’da 60 milyon Almanya kökenli insanlar yaşam adet ve ananelerini sürdürmektedirler. St.Louis’te bir Alman Profesör arkadaşım var. O da 50 seneden beri orada yaşar. Akşamları BUTTERBROT, sabahları kahvaltılarında Almanya da eskiden olduğu gibi BRÖTCHEN ile maremelad yiyorlardı. Senelerce Hindistan da yaşayan bir Alman hastam SCHWARZBROT, gene bir İsveçli hastamda KNAEKEBROT götürmeği ihmal etmezdi. KNOCKE’de meşhur ermeni asıllı müzisyen Markaryan’ın kız kardeşi evine davet etmişti. Sofrada Malatya’nın orijinal yemekleri vardı. Stüdyosuna da Brüksel de Markaryan EDİTİON MALATYA ismini vermişti. Marsilya da gene bir Ermeni asıllı beni evine davet etmişti. Abisi ile Cannes’da tanışmıştım. Reunion’da Cildiye professörlüğü yapıyordu. Babası tehcirden evvel Çapa’da Cildiye profösörü imiş. O evde de Türk yemekleri vardı. Teknolojinin bu kadar süratle ilerlemesine karşılık insanların yemek yemek adetlerinde bir değişim yoktur. Mc Donald hariç.
Gelelim lisan öğrenmeğe. Antalya’da ki alman komşum 10 seneden beri Türkiye de... Alanya da, Antalya da İzmir de Boğaziçi’nde evleri var. Türk vatandaşlığı verilmiş fakat GÜNAYDIN dan başka Türkçe bir kelime öğrenmemiş. Keza 40 seneden beri Almanya’da yaşayan bir Türk gazeteci arkadaşın eşi hala bir Almanca cümle bilmiyor. İstanbul da senelerden beri yaşayan bir meslektaşın eşi de hala Türkçe öğrenmedi. İşte onun için lisan öğrenme İntrernsik yani şahsi lisan öğrenme yahutta bulunduğu ortamdaki Extrensik faktörlerin zorunluluğunda lisan öğrenebilir.
Geçen hafta İstanbul’dan Adıyaman’a uçak ile giderken gördüm ki yolcuların % 80 i köylü Kürt kadınları aralarında Kürtçe konuşuyorlardı. Hostes ise İngilizce anons yapıyordu. Benim ilk dernek faaliyetim Anadil mevzuunda olmuştur. 1970 de Avrupalı çocuklara yardım derneğini kurmuş, biri Türk, diğeri Alman iki öğretmenle bir Yuva açmıştım. Bundan 35 sene evvel anadil eğitimin şart olduğunu ve o yaşta da Almanca öğrenmeleri gerektiğini zorunlu görmüştüm. Maalesef bu mevzuda Alman hükümetinin bu hizmette gayret göstermediğini tespit ettim. Köln’de her milletin iki lisanda müfredatı olan liseler vardır. Fransız, İn giliz, İtalyan, Rum, hatta Litvanya lisesi. Buradan mezun olanlar her iki dil ve kültürde yetişiyorlar. Bu tipte ,İstanbul da ki Alman lisesi müfredatında bir Türk lisesinin açılması için 80 li yıllarda Milli eğitim bakanına müracaat ettim. Köln Kültür müdürlüğü de bize bina verecekti. Maalesef bakanın bana verdiği cevap hüsrandı. “Lüzum hasıl olursa biz lise açarız” demişti. Hala bir lise açılmadı. Uyum sağlamada her iki hükümetin müşterek çalışması gerekir. 1985 de Türk-Alman tabipler, 1991 de Türk-Alman Jinekologlar derneğini kurmuş, senelerden beri Antalya da kongreler yapıyor, 2000 e yakın meslektaş bir araya geliyorum. Alman meslektaşlarının Türklere has hastalıkları, onların adet ve ananelerini öğrenmelerinin faydalarını izaha lüzum görmüyorum. Köln’de 200 yataklı Türk-Alman hastanesi kurma teşebbüsüm akımete uğradı. Daha bir çok kültürel çalışmalarımdan bahsetmiyorum. Uyum planını Hürriyet gazetesin de gördüm. Pek faydalı olabilecek bir plan değil. Nasrettin Hocanın dediği gibi bu toplantıya Damdan düşenler yani bu mevzuda zorlukları yaşamış olan ve çözüm üretmede kafa yormuş olanlar müdahil olsunlar ve efektif politikalar teklif etsinler.
Dr.İsmet Sami Turanlı Türk-Alman Jinekologlar derneği onursal başkanı.
|